
“Evla, hikaye odur ki; bizim Poskıran köyünde her yıl kaymakama hediye olsun diye bir teneke tereyağı götürüp verirlermiş. Geçen yıllar içerisinde köylü usanmış, her yıl bir teneke tereyağını biriktiremez olmuşlar. Yeter demişler artık, biz neden her yıl yağı kaymakama veriyoruz ki. Vermeyelim. Tereyağı külfetinden kurtulmak için bir kişiyi görevlendirirler, o kişi kaymakama çıkacak, tereyağını getirmeyeceklerini iletecektir. Adam çıkmış gitmiş. Tam tersine o gün de kaymakam sinirli. Tereyağını getirmeyeceğini bildirecek kişi kaymakamı agresif görünce sorar kaymakam bey tereyağınızı nasıl istersin, eritelim mi normal mi getirelim der. Kaymakam da bir hışımla sorar hangisi daha iyi, köylü kişi başını eğerek eritilmiş daha iyi olur efendim, hem lezzetlidir der. Tamam o zaman eritin de getirin der. “
Her yıl bir teneke götüren köylü bundan böyle 3 tenekeye tabi kılınır. Çünkü bir teneke eritilmiş yağ elde etmek için 3 teneke ham tereyağına ihtiyaç vardır.
Ondan beri biz halk arasında, bir olayın başı sonu belli değilse “Poskıran yağına dönüştü” deriz aramızda.
Benzer bir mesele de, belki de olayın aslıdır-bilinmez ama Nasrettin Hoca ile Timur arasından süregelen fil hikayesinden tanırız.
Malatya hızlı tren meselesi de “Poskıran yağına” dönüştü.
Sivas hattını beklerken Narlı hattı “pat” diye yeni bir müjde olarak düştü önümüze. Mv Abdurahman Babacan twitinde: “Malatya–Narlı Hızlı Tren Hattı ve Malatya Şehir İçi Banliyö Hattı’nın ihalesi yapıldı.” diye açıklaması geldi.
Biz bu “ihale yapıldı” masallarını çok iyi biliyoruz. Sonrası bir kaç seçim boyunca tepe tepe kullanılan dolgu malzemesine dönüşür. Lütfen bize daha somut projelerle gelin dersek ayıp etmiş olur muyuz?
Tam tamına 25 yıl oldu Kuzey çevre yolunu bitiremeyenlerin verdiği müjdeye inanmak içimizden gelmiyor nedense.
Kuzey çevre yolu 25 yılda bitmediğine göre, ortalama bir 10 yıl daha eklemiş olsak bitmesi için, Narlı hızlı tren hattının bitmesini de anlayacağınız bizim jenerasyon göremeyecek. 100 yılı bulur heralde.
2011 yıllında trafiğe açılan Beylerderesi köprüsünün hali ortada. Yanına yenisi yapılacak deniliyor. 15 yaşında köprü işe yaramaz hale gelmiş. Sürücüler zıplayarak bitiriyor köprüyü. Tekrar ihale, yeni bir mütehaite rant, siyasiler aslan payını alacak derken, bir kaç yıl sonra olmadı baştan bir daha. Öyle mi?
Merhum İbrahim Erkal’in bir parçasında geçtiği gibi “geç onu değiştir, olmadı baştan bir daha., geç onu değiştir!”
Sistem artık böyle kurgulanmış. Yaptıkları bir müddet sonra çöp olacak, yerine-yanına 10-15 yıl içinde yenisi yapılacak. Böylece yakın-ortak sermayeler desteklermiş, büyütülmüş, ayakta tutulmuş olacak kanısı.
2014’te Pütürge’de hizmete açılan yeni devlet hastanesi de aynı minvalde. 6 şubat depreminde pert oldu. Neden bu yapılar denetlenmiyor, deprem ülkesi olduğumuz bilindiği halde yeni binalar hangi amaçla nasıl inşa ediliyor sorusu? Şu an Pütürge’ye yeni bir hastane daha yapılmakta. Olan halkın parasına oluyor her zaman olduğu gibi. Çağır kardeşim eski Mütehait firmayı, kes cezasını. Sorunlu mühendis, mimarı bul, hesabını sor bakalım bir daha oluyor mu? Olmaz. Çünkü herkesin biriyle bir ortaklığı yada bağlantısı var. En iyisi görmezden gelinerek sıfırdan yapmak.
Sonra halkın diline pelesenkleşmiş “Devletin parası deniz yemeyen keriz!” denilmesine kızmamak gerek
En iyisi müjdeler vermek, gerisine bakarız biz.
Şahsen benim 200 metrelik köy yolumu yapamayan / belki de muhalif olduğum iddia edilerek yapmayan sistem hızlı tren falan yapamaz. Yapsa da kuzey çevre yolu, Pütürge devlet hastanesi, Beylerderesi köprüsünden farksız olmayacak.
Abdurahman Babacan’ın twiti üzerine Narlı tren hattında çalışan bir tanıdığa ulaştım. Dediği aynen şu: “bu normal bir banliyo hattı, hızlı trenle hem alakası yok hem de uygun değil. Asla öyle bir şey yok!” Yani koca bir yalan. Balon.
Şimdi yine hikayemize dönelim. “Poskıran yağı” meselesine., Fii tarihlerinde yaşanmış olaylar günümiz siyasi entrikaları yanında ne kadar masum kalıyor değil mi? Günümiz konjukturel hamleler tamamen siyasi gelecek gözetilerek ortaya atılıyor. Halkın geleceği yerine siyasi partilerin seçim propagandası amaçlı kullanılıyor. İnsanların, kitlelerin geleceği adına siyasi varyasyonların çıkarları korumuyor. Çok daha marjinal, radikal açıklamalardan çekinilmiyor o yüzden.
Şehrin dinamikleri, rasyonel iddialar, elle tutulur projeler, planlama, toplumsal verilere duyulan tepki ve gerçek sorumluluk toptan rafa kaldırılmış spesifik anekdotlardan ibaret kalıyor sadece.
Haliyle Sn Babacan’nın paylaşımı yakın bir tarihte olası bir seçim öncesi iyi hesaplanmış, fena bir sandık yatırım sayılmaz mı?
Yine her şey “Pozkıran yağına” döndü kaldı dersek daha yerinde bir tanımlama olur. O günün adamları artı iki teneke yağ ile durum vasiyeti kurtarmışlar ama bizim öyle bir ihtimal de yok. Kala kaldık dım dızlak boş müjdelerle ortalıkta.
