
Analizime başlamadan önce mutlak bir “değişim”den yana olduğumu, halen de değişimleri desteklediğimi ve belli bir süreden sonra koltuklara oturanların otokratikleştiklerini önceki yazılarımda açık açık belirtmiştik. Bugün de aynı sözlerimin arkasındayım.
***
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri üzerinden bir kaç gün geçti.
Sandık açıldı, hesaplar yapıldı, listeler karşılaştırıldı ve sonuç ortaya çıktı!
Buraya kadar hemfikiriz.
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu girmiş olduğu seçimde üçüncü kez kazandı. Mahmut Boyraz ise “güçlü bir değişim” iddiasıyla girdiği yarıştan yenilgiyle ayrıldığını gördük.
Peki bu sonuç bize ne söylüyor?
Asıl soru belki de şu:
Sadıkoğlu sadece seçimi mi kazandı, yoksa Boyraz seçimi kazanabilecek oyları yeterince konsolide edemedi mi?
Bence ilk cevabı burada aramak gerekiyor.
Cevabına en kestirme yoldan ulaşmak için rakamların ne söylediğine bakacağız.
1 Ekim 2026’da yapılan MTSO seçimlerinde 7 bin 217 üyenin oy kullanma hakkı vardı. 5 bin 412 üye sandığa gitti ve katılım yaklaşık yüzde 75 oldu.
33 meslek komitesinin dağılımında Sadıkoğlu’nun “beyaz” listesi 18-19 komite civarında, Boyraz’ın “sarı” listesi ise 13 komitede üstünlük sağlamış; 1 komitede bağımsız liste şeklinde öne çıktı. Meclis aritmetiğinde ise Sadıkoğlu’nun 50 Boyraz’ın 39 meclis üyesi kazandığı bildirildi. Arada 11 komite farkı ile…
Kaynaklar ilk saatlerde farklı ara sonuçlar verse de nihai tablo Sadıkoğlu’nun çoğunluğu aldığını ilerleyen saatlerde gösterdi.
Yani sonuç tesadüfi bir sandık sürprizi değil.
Görüyoruz ki; Sadıkoğlu’nun elinde daha geniş bir komite koalisyonu oluşmuş durumda.
Sadıkoğlu hangi şartlarda kazandı sorusunu da tam burada soracağız:
Birincisi, Sadıkoğlu mevcut başkan olmanın avantajını kullandı. TSO binasını şahsi seçim üssü haline getirdi. Sadıkoğlu ayrıca 2018’den bu yana MTSO’nun başında. Zaten makam avantajı ile 1-0 önde bir seçim başladı. Ayrıca sekiz yıllık bir ilişki ağı, tanınırlık, üyelerle kurulmuş temas, oda bürokrasisini ve komitelerin sosyolojisini bilmek, iş dünyasında oluşmuş kişisel ilişkiler ve geçmişten gelen bir güven alanını hepsinden sonuna kadar istifade etti.
Bir kere bunu açıkça not düşelim.
Rakibiniz seçim kampanyasına başlarken sizin sekiz (8) yıllık bir geçmişiniz varsa, yarışa eşit mesafeden başladığınızı söyleyemeyiz.
Sadıkoğlu zaten üyelerin önemli bir bölümü tarafından tanınıyordu.
İkincisi, “devamlılık” duygusunu üyelerine kabul ettirdi.
Seçimlerde değişim söylemi her zaman tek başına yeterli değildir.
Değişim isteyen seçmenin önce şu soruya cevap vermesi gerekir:
“Peki yerine ne gelecek?”
İşte Sadıkoğlu’nun avantajlı olduğu burada ortaya çıktı.
Mevcut sistemin devamını savundu. Projelerden, devam eden çalışmalardan, Malatya sanayisinin ve ticaretinin geliştirilmesinden söz etti. Etti ama iş yerlerini Adana iline taşınması hususu ve önceki seçimlerde savunduğu projelerinin yapılıp yapılmadığı başlıklarının tartışmaya açılması hiç gündeme dahi gelmedi.
Hal böyleyken seçime eş zamanlı öne sürdüğü projelerin tamamlanmasının sorgulanmasını yine üyelerce muhalif bir gözle konuşulması hepsi pas geçildi.
Yani seçmene “bilinmeyen bir gelecek” yerine “biz aynı mantıkla-aynı prosedürle devam edeceğiz” mesajı üzerinden üyeleri ikna etti.
Üçüncüsü, yukarıda da bahsettiğimiz üzere hazır bir tezgah olan MTSO gücünü bir seçim kampanyası biçiminde formatlayarak ve üyeleri yeniden organize ederek start verdi.
Sadıkoğlu seçimden sonra yaptığı açıklamada “burası siyaset meydanı değil” söylemini ise önceki seçimde hatırlıyoruz zaten. “Selahattin Gürkan ve Bülent Tüfekçi seçimi kaybetti” mesajları üzerinden siyaseti her defasında hedef alması pratik ama etkili ve onu kazanmaya götüren lokomotif bir seçim kampanyası olarak görüyoruz.
Dört yılın sonunda aynı taktik bir daha işe yarayacaktı.
Bu cümle aslında seçimin en önemli sırrını-kırılma anını olgunlaştırıyordu.
Rakibi Mahmut Boyraz’ı nakavt edecek en stratejik algı da tam olarak bu metafor üzerine oluşturuldu. Boyraz’ın siyasiler tarafından konsolide edildiği başlıkları gördüğümüz üzere çok işe yarayacaktı.
TSO seçimleri ile hiç alakası olmayan sokakta ki vatandaş bile Boyraz’ın Ak Parti tarafından örgütlendiğini söylüyordu…
Böylece siyasetin Boyraz üzerinden TSO’yu ele geçirmeye çalıştığı algısı direkt Sadıkoğlu hanesine oy olarak yazılacaktı.
Velhasıl bu söylem başlı başına Sadıkoğlu hiç bir şey yapmasa bile yine de seçimi kazanması için yeterli bir gizli silahtı.
Bir başkan adayı ne kadar güçlü olursa olsun, her komitenin kendi matematiğini çözmeden seçimi kazanamaz.Sadıkoğlu’nun ekibi bunu yaptı mı bilmiyoruz ama “Boyraz’ın siyaset tarafından öne çıkarıldığı” estürmanı Sadıkoğlu’nun ekmeğine bolca tereyağını en başından sürmüştü bile.
Peki Mahmut Boyraz neden kaybetti?
Biraz da bu sorunun altını deşelim.
Bence Boyraz’ın yenilgisini tek bir nedene bağlamak yanlış olur. Fakat birkaç temel noktadan söz etmek mümkün.
Birinci sorun: “DEĞİŞİM” söylemi yeterince güçlü bir “gelecek modeli”ne dönüşmesi gerektiğine dair /büyük harflerle/ vurgu yapılamadı.
Boyraz’ın kampanyasında mevcut yönetime yönelik ciddi eleştiriler yerini alıyordu.
Seçim sürecinde seçmen listeleri, meslek gruplarındaki değişiklikler ve bazı üyelerin gruplar arasında taşındığı iddiaları üzerinden önemli tartışmalar yaşandı. Elbette bunların dile getirilmesi elzemdir, burada kısıtlı olan zaman dilimin de ciddi zaman kaybı yaşandı. Boyraz, bazı uygulamaların seçim sonuçlarını etkileyebileceğini savundu; MTSO yönetimi ise yapılan işlemlerin mevzuat çerçevesinde ve rutin bir hukuki süreç olduğunu açıkladı.
Bu tartışmalar bir nevi seçimin gündemini belirleyecekti.
Ancak burada kritik bir problem ortaya çıktı:
Bir seçim kampanyası sadece “mevcut yönetim yanlış yapıyor” üzerine kurulursa, seçmen bir süre sonra “Peki sen ne yapacaksın?” diye sormaya başlar. Boyraz Sadıkoğlu ekibince tazelenen “daha düne kadar beraberdik” demoralize söylemi karşısında güçlü salvolar geliştiremediğini kabul etmeliyiz.
Boyraz’ın değişim mesajının, bütün komiteleri ve sektörleri kapsayan hacimli ve sade bir gelecek hikâyesine dönüşmesi belki de daha tesirli olabilirdi.
İkinci sorun: Boyraz seçim kampanyası başlar başlamaz Sadıkoğlu tarafından geliştirilen ve üzerine bir avuç çamur gibi apışıp kalmış “siyaset tarafından öne sürüldü, Tüfenkçi arkasında, Ak Parti’nin adamı” vb oto kontrollü, kriminal ama öldürücü dezenformasyon başlıklarını giderecek tam teçhizatlı bir reçete hazırlayamadı.
Biraz da hazırlıksız yakalandı “siyasetin adamı” propagandasına.
Boyraz’ın daha çok öne çıkan muhalefet dili kendi içsel duygularını-kişisel azmini-savunduğu doktrini açıklamasını engelliyordu.
Seçimlerde rakibinizi eleştirmek doğaldır.
Ne var ki oda seçimlerinde seçmen siyasi parti seçmeni gibi davranmaz.
Burada insanlar kendi şirketlerinin, sektörlerinin ve ticari geleceklerinin hesabını daha çok yapar olurlar. Sanırım bu bölümde biraz ıskalandı.
Bir müteahhit başka düşünür.
Kayısı ihracatçısı başka düşünür.
Sanayici başka düşünür.
Esnaf başka…
Medikal sektöründeki üye başka hesapta olur.
Dolayısıyla her komiteye aynı siyasi söylemle ulaşmak mümkün olmayabilir bazen.
TSO seçimlerinde ideolojik oy değil, sektör bazlı güven oyu daha çok belirleyici olur.
Gelelim en can alıcı konuya:
Boyraz’ın 13 komite kazanması aslında küçümsenecek bir sonuç olmadığı açık. Tam tersine, ciddi bir muhalefet tabanı oluşturduğunu gösteriyor. Bu taban, Sadıkoğlu’nun komite çoğunluğunu kırmaya yetmese de TSO içinde güçlü bir muhalefet inşa ettiğinin teminatı.
Üçüncü sorun: Sadıkoğlu’nun geçmişi Boyraz’ın önüne geçti
İşin ilginç tarafı burada.
Boyraz tamamen dışarıdan gelen bir rakip değildi. Geçmiş dönemde Sadıkoğlu’nun ekibinde yer almış, yönetim kurulunda görev yapmış bir isim olarak kamuoyuna yansıdı. Seçim sürecinde iki ismin geçmişte birlikte çalışmış olması da tartışıldı.
Bu durum seçmende şu soruyu doğurmuş olabilir: “Madem sistem bu kadar yanlış, bu sistemin içinde sen de vardın; neden daha önce itiraz etmedin?”
Bu soru Boyraz açısından kolay cevaplanabilecek bir soru değildi. Çünkü mevcut yönetime karşı en güçlü muhalefeti yapan kişinin geçmişte aynı yapının içerisinde bulunması, değişim iddiasını ister istemez daha fazla sorgulanabilir hale getirir.
Dördüncü mesele: Boyraz, Sadıkoğlu’nun “mevcut başkan” avantajını kıramadı. Bir seçimde rakibinizin yalnızca rakibiniz olmadığını kabul etmek gerekir. Sadıkoğlu aynı zamanda mevcut başkandı. Üyeler hepsi onu tanıyordu. Yönetim anlayışını biliyordu. Neler yapıp yapmadığına kadar.
Ve en önemlisi, seçim günü sandığa giderken “Acaba ne olacak?” sorusunun cevabını biliyordu.
Hele de kamuoyuna yansıyan “Sadıkoğlu bu seçimi kazanır” algısı peşin bir psikolojik üstünlüğe dönüştü.
Boyraz ise seçmenden mevcut düzeni değiştirmesini talep ediyordu.
Aslında bu çok daha yüksek bir ikna gücü gerektirir.
Dolayısıyla insanlar değişimi istemekle değişimin riskini almak arasında her zaman aynı davranışı göstermeyebilir.
Sadıkoğlu’nun en önemli başarısı: “Ak Partinin adamı” söylemini tepe tepe kullanması ve kendisine bağlı komiteleri bir havuzda tutmayı başarmasıdır.
Sadıkoğlu’na sadık komiteleri Sadıkoğlu iyi biliyordu. Hepsini iyi tanıyordu. Bu seçimde asıl başarı komitelerin çözülmemesi tekrar Sadıkoğlu’na altın tepside bir başkanlık sunmuş olmasıdır.
TSO seçimlerinde başkanlık doğrudan halk oylamasıyla belirlenmiyor. Önce komiteler kazanılıyor. Peşinden meclis oluşumuna gidiliyor.
Meclis ise çoğunluğu yönetimin yolunu açıyor.
Dolayısıyla Sadıkoğlu’nun başarısı, farklı sektörlerden yeterli sayıda temsilciyi aynı çatı altında tutabilmesi oldu.
Boyraz ise bazı güçlü alanlarda önemli başarı elde etmesine rağmen bunu bütün odaya yayamadı.
İşte seçim tam da burada yön değiştirdi.
Ancak Boyraz’ın kaybetmesi, değişim talebinin bittiği anlamına gelmiyor tabiki. Burada şu önemli bir ayrım “pat” diye fırlıyor karşımıza. Boyraz seçimi kaybetti; fakat değişim talebini tamamen kaybettiğini söylemek için henüz çok erken. Elinde 13 komite ve 39 meclis üyesi öyle azımsanacak bir güç değil.
Bence Boyraz şimdiden 2030 seçimlerine ciddi bir hazırlık yapacak.
Yapmalıdırda…
Bu sonuç Boyraz’a önemli bir siyasi ve ticari sermaye bıraktığını da bu köşeden belirtelim. Eğer bu yapı dağılmazsa önümüzdeki dört (4) yıl boyunca MTSO içerisindeki güçlü muhalefet odağı olacağı kuşkusuz. Biraz da Sadıkoğlu’nun işi zorlaştı da diyebilmeliyiz.
Onun için Boyraz seçimi kaybettiği için üzülen biri olmak yerine alternatif bir yönetim modelini nasıl inşa ederim sorusunun peşine düşecektir.
Doğru seçim bitti.
Hayat devam ediyor.
Artık Boyraz’ın önüne sandıkta olmayan başka bir soru gelmesi doğal bir seçenek: “Kaybeden taraf bundan sonra ne yapacak?”
Çok şey yapabilir.
En önemlisi Sadıkoğlu’da artık çok rahat değil
Sadıkoğlu’nun üçüncü kez kazanması piyangodan büyük ikramiyenin çıkması gibi bir şey oldu. Üçüncü dönemin ilk iki dönemden daha kolay olmayacağına göre Boyraz’a hayli bir alan açacağını neden şimdiden konuşmayalım.
Geldiğimiz nokta artık mazeret alanının daraldığı, sekiz yıllık yönetimin ardından seçmen “ne yaptınız?” sorusundan çok, “bundan sonra ne yapacaksınız?” diyerek söke söke sorabilecek olmasına bağlamalıyız.
Üstelik karşısında 39 meclis üyesiyle güçlü bir muhalefet konumlanmış vaziyetteyken…
Bu nedenle Sadıkoğlu’nun seçim gecesi kullandığı “kazanan Malatya oldu” sözü bakalım anlamını bulacak mı? Gerçekten Malatya mı kazanacak cümlesi önümüzdeki dönemde izleyecek hep birlikte tanık olacağız. Bu cümle ayrıca en önemli siyasi cümlesi olabilir. Çünkü bu sözün karşılığının icraatla gösterilecek mi-gösterilmeyecek mi ona bakacak herkes. Oy vermiş üyeler bile.
Yazımı sonlandırırken;
Oğuzhan Sadıkoğlu bu seçimi yalnızca kendi kişisel başarısıyla kazanmadı. Bazı ideolojik üyelerin “ne olursa olsun Boyraz’a oy vermeyeceğiz” ortak kararı seçim tablosunu değiştirdi.
Boyeaz’ı da Sadıkoğlu devirmedi. Ak partili söylemi başlı başına en büyük muhalefetti Boyraz karşısında.
Mevcut başkan olmanın avantajını, TSO’nun seçim üsü olma ayrıcalığıyla, sekiz yıllık başkan olma konumun, rakip aday Ak Parti adamı söylemi ile sektörler arası ilişkileri ve komite matematiğini birlikte kullanması hepsi etkili oldu. Boyraz ise daha güçlenmiş olarak TSO’da yerini aldı. Bugünden itibaren gözünü sonra ki seçime dikeceği malum. Bazı yenilgiler güçlenerek vaziyet almanın bilimum fırsatını ayağınıza getirir. Bu seçim de öyle bir seçim oldu.
