İçeriğe geç

HIRSIZIN HİÇ SUÇU YOK

Tam bir aydan beri Türkiye’de meydana gelen fon krizini konuşuyoruz. Daha doğrusu yolsuzlukları, sokak tabiriyle diğer adı: Hırsızlık. 

Ama bu hırsızın hiç suçu yok. 

Milyarlar, milyonlar havada uçuşmuş. Borsayı resmen patlatmışlar. Devlete açık bir kumpas kurulmuş. SPK, BDDK, Hazine ve Maliye bakanlığı ise nedense kumpası görmemişler. Borsa da fon sanal rüzgarı üzerinden 500 bin kişi açıktan dolandırılmış. Çalınan para miktarları o kadar fazlaki yurt dışına transfer edilmiş, yetinmemişler ev kiralayıp bu evlere koydukları kasalarda stoklamışlar. 

Balya balya Dolarlar, çanta çanta Eorular…

Birde bunlar ele geçirilenler. Belki yüzde 3/5’i diyebiliriz. Emin olun; elli yüz beş yüz misli henüz sır. Yedikleri-içtikleri, malikaneler, arabalar, araziler, yurt dışında alınan mülkler şimdilik konuşulma kategorisine bile alınmış değil. 

30 bin nüfuslu Yahşihan belediyesinde 1632 tapuyu üzerine geçirecek kadar gözü dönmüş adamların. Galiba servet edinmek bir yerden sonra kangrenli pis bir hastalığa dönüşüyor ve beyin fonksiyonları git gide daha fazlasını edinmek evresine odaklanıyor ki; önüne gelen her şeye aç revaç saldırmaya başlanmış. Edindikçe duymama metabolizması devreye geçiyor bu kez. Çalmanın sonu gelmediği gibi, tedavisi de mümkün değil sanırım. 

Beyaz yakalı diye tabir edilen siyasiler, bürokratlar, memurlar, bakanlar herkes var hırsızlığın içinde. Bazı verilerle deniliyorki 100 milyar dolarlık bir kayıp söz konusu. 

Bu mevcut 100 milyardan sadece 1 milyarını alıp faizsiz, fonsuz bir köşeye koyduğunuzda; her ay düzenli 100 binini çıkarıp kullanırsan (ki ülke koşullarında asgari ücret 28 bin) 832 yıl boyunca yeterli geliyormuş. 

Vay anasına ya!

Anlayacağınız herkes kendi kadarınca çalmış bir şeyleri. “Bal tutan parmak yalanır” misali kim ne götürebilirse götürmüş. 

Zavallı fakir fukara da ekmeğinden, mutfağından, çocuğunun nafakasından, ayakkabısından, sırtında gömleğinden, içeceği çaydan-sigaradan keserek ayakta kalmaya çabalıyor. 

Merhum Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabında bir nüsha geldi aklıma. Kurtuluş savaşı dönemleri. Bugünkü Haydarpaşa kışlasına İngiliz birlikleri konuşlanmıştır. Yalnız kışlada bulunan Osmani imparatorluğu ordusuna ait Siemens marka 2 telsiz ile 2 makineli tüfeği kaçırıp Ankara’ya yetiştirmeleri gerekiyor. Ama nasıl? Düşünsenize iki makineli tüfek büyük ihtiyaç duyacak haldeyiz. Genç bir Osmanlı yüzbaşısı düşünür taşınır, ne yapayım nasıl ederim derken; iki askerin öldüğü haberini yayarak; makineli tüfeklerle telsizleri cenaze yerine tabutlara koyar, yüzbaşı kendisi de imam cübbesi giyer. Tabutlar cemaatin sırtında, imam olarak kendisi önde, tabutları İngilizlere selamlata selamlata çıkarır kışladan. İki makineli tüfek cepheye yollanır böylelikle.  

O günlerden… daire kiralayıp para stoklamaya nasıl geldiğimiz mühim bir paradoks aslında. Sosyologların uzun yıllar tartışacağı, üzerine tez yazacakları mühim bir başlıktır. 

Sanırım tüm ülkenin duygu rezervlerini-ahlak bilincini-kültürünü ve değerlerini iç etmiş “devlet malı deniz çalmayan keriz” hastalığının sonuçlarını çok ağır bir şekilde ödeyeceğiz hepimiz. Bir avuç hırsız yüzünde 85 milyon bedel ödeyecek süreci kapımıza dayanmış görünüyor.  Kimi zaman zamlarla, kimi zaman enflasyonla, paramız pula dönüşerek veya daha da fakirleşerek. Galiba bunlar daha çok iyi günlerimiz bizim. Siyasilerden başlayıp, en alt kademelere, belediyelere kadar intikal etmiş hırsızlık türlü yollarla yapılmasının hiç bir cezai müyedesi yok çünkü. 

İşte siyasilerin seçimlerde neden tonla para döktüklerini şimdi daha iyi anlamamıza yetiyor. Çünkü geldiğinde bir yolunu bulup çalacaktır. Öyle böyle değil. Bir koyup yüz alacak, bin alacak garantili performans siyaseti cazibeli ve iştahlı bir alan haline getirdi. 

Aldıkları yüksek limitli maaşlar, devlet ayrıcalıkları, erken süper emeklilik kenarda dursun şimdilik. 

Ne hizmeti, ne vatandaşı, ne toplumsal birikim, devletin devam esaslığı, ne gelecek kaygısı.  Bırakın Allah aşkına, siz gidin onu başkasına anlatın. Tek bir amaç var. O da çalmak, daha daha çok zengin olmak. 

Yalan mı? 

Buyurun orda Malatya siyasilerine küçükte olsa bir iş götürün bakın hele yapar mı yapmazlar mı? Yapmazlar. Bu yıl İstanbul’da özel bir okulun malzemelerini Malatya’da bir okula getirmek istedik. Hepsi yeni malzemelerdi ve dediler ki Anadolu’da bir okula gitsin istiyoruz. Sadece nakliye üstlenecek birileri arayışımız başladı. Bir çok siyasiyi aradım. Bir kulağından girdi diğerinden çıktı. Çünkü rant yoktu işin içinde. 

Standart bir okulu düzmeye yetecek malzemeler kimin umurunda. Sonra eşyalar eskiciye çok düşük bir fiyata verildi. 

Siyasilere bakın bir, hepsi birinci sınıf bir hayat sürdürüyor. Lüks araçlar, limitsiz kredi kartları, mallar mülkler, şatafatlı bir hayat. Yediği önünde yemediği arkasında. Biat edenlerle dolu bir çevre. Hakkaten nerden geliyor bu değirmenin suyu? 

Bakmayın insanların elinden bir şey gelmiyor, kimse sesini çıkaramıyor diye ama aptal değil kimse. Her şeyi biliyor görüyor insanlarımız. Deprem de dönen hırsızlıkların haddi hesabı kalmadı. Yıkımlarda, rezerv alanlarında, yapılan iş yeri-konutlarda, ihalelerde, mal alımlarımda, işçiden ordan burdan ne varsa bu hırsızlık işleri her zaman başroldeydi. 

Vallahi billahi depremde hayatını kaybeden insanların kanları üzerinden birileri servet imparatorlukları kurdu. 

Artık kimse önüne geçemez, hiç bir mekanizma durdurmaya gücü yetmez bu kirli hırsızlık düzeninin. Çünkü herkes mal yapmak için siyaseti hunharca kullanıyor. Siyasette bunun için en elverişli zemin. 

Bir asırlık zaman içerisinde dönüştüğümüz mutasyon içler acısı bir durum. Elden gitti o güzelim değerlerimiz, inancımız, birlik beraberlik ruhumuz. Zaten hırsız güçlü olunca hiç bir suçu yok. En can yakan bölüm de burası bence. 

Günün sonunda sadece şu telaffuzu kullanabiliyoruz: yazık, çok yazık. Gerçekten yazık oldu.  

2 Yorum

  1. Şevket Aktaş Şevket Aktaş

    Kalemi dert görmesin hocam çok güzel bir yazı kaleme almışsın.Bıkmadan usanmadan hepsini okudum ve sesimize ses oldunuz.Teşekkürler Timur hocam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir