İçeriğe geç

VALİ’den NOKTA ATIŞI

Malatya Valisi Seddar Yavuz İl Koordinasyon Kurul Toplantısı’nda son derece insani ve duyarlı bir uyarısına bu yazıyı ayırmak istedim. 

Toplumun daha doğrusu halkın iç sesine tercüman olan Yavuz “nokta atışı” diyebileceğimiz bir konuya vurgu yaptı. 

Bu sefer mülki idare amirlerinin emrinde çalışan sekreter ve özel kalemlerin uyarılması gerektiğini ifade eden Yavuz: “Oradaki sekreterler, özel kalemler ve görevliler neredeyse makam sahiplerinden daha havalı” dedi.

Biraz sadeleştirirsek “az akıllı olun, insan olun” demiş muhataplarına. 

Sanırım sayın Valimiz az biliyor, az görmüş. Bazı daire amirleri sekreterler, özel kalemler işi düşen vatandaşa resmen köpek muamelesi yaptıklarını da buradan biz ilave edelim. Hele bir de saf köylü-gariban ise vay haline. Orada bir görevi bulunan, karşılığında devlet mekanizmasından maaş alan, devlet imkanlarından faydalanan, devlet erk’inin işlemesi için kendilerine yetki-araç gereç-makam verilmiş “bazı” kimseler daha sonra mevkiyi minik bir kırallığa çeviriyor. Halbuki kamuoyu hizmeti alması karşılığında başvuruda bulunan vatandaşın işini yapmakla yükümlü bazı amirler kendilerini haşa “sizi ben yarattım”  havasında gördükleri, vatandaşı azarladıkları, keyfi süründürdükleri, hiç yere çemkirdikleri –bilinsin– istiyoruz.

Malatya’da hemen hemen her toplantısında veya daire amirleri ile bir araya geldiğinde ince nüanslar ile uyarılarda bulunmayı ihmal etmeyen Vali Seddar Yavuz’a böylesine hassas bir başlığı gündemine taşıdığı için teşekkür ederiz. 

Konu yaptığımız başlıkla ilgili naçizane bir örnek vermek gerekirse Sami Er bu şehrin belediye Başkanı değil mi? Seçilmiş, vatandaşın teveccühüne aday gösterilen kişi ve belli bir oy karşılığında belediye başkanlığı görevini elde etmiş. Buraya kadar her şey normal. Sami Er’in şöfürü Sabri Bayat mesela başkandan daha şöhretli, havalı ve de kendini başkandan yüksek bir konumda görür. Hatta biraz daha derine inerseniz tasarruf gücü başkandan daha fazla şeklinde kendini çevresine  taktım eder. Not: onca şikayete rağmen bizzat yazmak istedim.

Orada yok mu bir babayiğit şunu diyebilsin; “kardeşim sen bir şöförsün, başkanın kapısını açacak, bir yerden yere götürmekle mesul görevlisin. Hayırdır ne oluyor, ne bu havalar tafralar? Derdin ne senin!” şeklinde bir iki kelam etsin…

Aslına bakarsanız derine inmiş diyebileceğimiz ve oldukça ayyuka çıkmış bu toplumsal sorunumuzu çok yönlü konuşmalıyız artık. Malatya’da kamu dairelerine yolu düşen birçok vatandaşın ortak bir şikayeti tam olarak sayın Valimizin de gözünden kaçmadığı anlaşılıyor.

Daire amirleri ve özellikle sekreterlerin vatandaşa karşı mesafeli tavırları kabul edilir gibi değil. 

üstten bakan ve zaman zaman küçümseyici bir tavır sergilemeleri toplumu yaralamaktadır. Bu durum artık bireysel birkaç kötü deneyimin ötesine geçmiş, konuşulan bir şehir gerçeği hâline geldiğini defaatle belirtmekte fayda var. Kamu makamları, varlık sebebini vatandaştan alır. Ancak gelinen noktada, bazı dairelerde rollerin tersine döndüğü görülmektedir. Vatandaş hizmet alan değil, sanki “rahatsız eden” bir unsura indirgeniyor, masa arkasındaki unvan, hunharca insanî iletişimin önüne geçiyor. 

Sekreter masaları neden bir duvara dönüştü sorusunu tamda burada sormak istiyoruz. 

Sorun çoğu zaman daire amirinin kapısında değil, sekreter masasında ilkin peydahlanmaktadır.

“Amir meşgul”, “Daha sonra gelin”, “Dilekçe verin, bekleyin” gibi kalıplaşmış klişe ifadeler, açıklama yapma zahmetine dahi girilmeden söylenmesi en iyi yaptıkları işlem. Harici bir şey yok zaten. Vatandaşın işi görülmüyor. Kimbilir o vatandaş hangi ilçe, köyden çıkıp gelmiştir. Vakti sınırlı, muhtemelen minibüse yetişecektir. Bazıları yüzüne dahi bakmadan “Git yarın gel” diyerek başından savuşturmak işin en iyi tarafı. 

Göz teması kurmayan, telefonu vatandaştan önemli gören, soruyu yarım dinleyen bir tutum, kamunun sıcak yüzü olmaktan oldukça uzaktır. Sekreterlik makamı neden var, filtre değil; iletişim köprüsü olmalı oysa. Ancak Malatya’daki bazı kurumlarda bu köprü, “vatandaşı geçirmemek” için inşa edilmiş bir soğuk duvara dönüştüğü malum. 

Amirlik: hizmet yeri değil Statü olarak görülüyor artık. Bazı daire amirlerine bakıyoruz tavırları ise ayrı bir başlıktır. Hatta sosyolojik bir tez konusu olarak ele alınmalı akademik mecrada. Makam odası, çözüm üreten bir alan olmak yeri değil, statünün sergilendiği, vatandaştan “minnet” beklendiği, onun ezilip büzülmesine keyif devşirildiği, vatandaşa çemkirilen bir mekâna dönüştürmüşler. Yada kurumlarda bazı makamlar topyekün belli bir eğitimden geçirilmelidir. Psikolojik testler uygulanmalıdır. Sorunlu kimseler derhal bu görevlerden el çektirilmeli. 

Bir diğeri kurumlarda lakayt bir dil oluşagelmiş. “Amca, emmi, dayı, reis, başkan, kimsin, teyze, abla, hayırdır, neye geldin!” Vb ifadeleri kullanılıyor. Hayır böyle bir hitap dili yok. Resmî kurum orası, yaşı-ünvânı ne olursa olsun, “beyefendi-hanımefendi” şeklinde hitap edebilirsiniz ancak. Sanki babanın çiftliği, laylaylom…

Oysa amirlik orada olma nedenini iyi bilmelidir, o makam senin babandan miras kalmadı, yetki oranından sorumluluk da demektir. Vatandaşa yukarıdan bakmak değil, sorununu dinlemek esastır ve insanidir. 

Devlet ciddiyeti; sertlik, soğukluk ve kibir yeri hiç değildir. Gerçek ciddiyet; ölçülü dil, açıklayıcı yaklaşım ve çözüm odaklılıktır. 

Eğer yukarıda saymış olduklarımızın –aksine– bir durum söz konusu olsaydı devletin Valisi gözünüzün ortasına bakarak size bir ayar çekmeye gerek duymazdı. Bari devletin en üst makamından yapılmış bu uyarıyı az ciddiye alın. 

Son olarak; sayın valim bunu da dile getirmeliyiz ki; mühimdir. Sizin sekreterler de vatandaşa randevu vermiyor. Dışarıda ulaşıp derdini ayak üstü anlatmaya çalışan vatandaş da emniyet görevlileri yaklaştırmıyor. Ayda bir yada on beş günde bir “vatandaş günleri”ne önemle ihtiyaç var. 

Tekrar teşekkürler…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir