
“Akıllı dereye nasıl geçeceğini hesap ederken; deli gelir paçalarını sıvayarak, vurur karşıya geçer…” atasözünü tasdikleyen siyasi bir hadise cereyan etti geçenlerde Malatya’mızda…
3’cü 6 Şubat’ı’da ardımızda bırakırken; siyasi salvolar, ziyaretler, partiler arası çekişmeleri, şehrin son tablosu ve vatandaşın ruh halini belirginleştiren ilişkilerin hepsini bir bütün halinde değerlendirdiğimizde yukarıda bahsi geçen ‘atasözü’ ister istemez aklımıza boca oluyor.
O ziyaretlerden biri de 6 Şubat günü, depremin sene-i devriyesinde CHP genel başkanı Özgür Özel’in Malatya-Doğanşehir ziyareti gündeme damgasını vurmuş, en çok tartışılan-konuşulan konular arasında yerini almış olmasıydı.
Siyasetin o çok çetrefilli ekosisteminde takvimin ne denli isabetli olduğunu, bilmem hatırlatmakta fayda var mı?
Çünkü yerel iktidar cephesinden 6 Şubat’ı gündemlerine almadıkları, depremin yaşandığı gün (önemli yetkililerden) kimsenin Malatya’ya ayak basmaması kritik bir veri olup; Özel’in deprem günü Malatya’da bizatihi bulunması-konuşması sürecin bir ayırıcalık arayüzünü direk gözümüzün içine sokuverdi.
Siyaset dediğimiz bilimin, hamle ve strateji değilse eğer, o vakit bende yazdığım yazı da yanıldığımı kabul etmeye dünden razıyım.
Evet, iktidar partisi cephesinde ayın 3’de gelen vardı, 4’nde vardı ama 6 Şubat’ta gelen kimse olmadı.
“Burada Veli Ağbaba faktörü ortaya çıkmıyor mu?” sorusu kendiliğinden dilimize pelesenk olduğunu kaydetmek için çok fazla düşünmeye gerek yok.
O halde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 6 Şubat günü Malatya’da ikamesi başlı başına Ağbaba’nın ayarlaması, derecenlendirmesi, siyaseti şehirde görünür kılmış olduğunun başka bir metaforu. Ayrıca yerel siyaset tarzında üst düzey bir ismin Malatya’da bulundurma gayretinin yerelde ki farkını pekiştiriyor. Ağbaba faktörü burada başka bir resim çizmiş, Malatya şehrini aşarak genel merkezde ne denli güçlü olduğunu, bir tık daha şehrin önüne geçtiğinin kanıtı.
Eğri oturup doğruları konuşalım…
Geri tarafta; asıl önemli olan şehrin siyasi yükümlülüğünü elinde bulunduran ve –çoğunluk hakkında– karar veren iktidar temsilcilerinin nasıl olurda böyle önemli bir fırsatı ıskaladıklarına dair ayrı bir başlık açmak gerekir.
O vakit rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: “Ağbaba bekledi bekledi son anda Özgür Özel’i Malatya’ya getirerek yerel siyaset meydanında turnayı tam iki gözünden vurdu.”
İktidar yanlısı siyasiler, (ki çoğu elitlerdir…) bu oy deposu şeklinde tanımladığımız malzemeyi kaçırdı, gerçekten hesap vermemeye zorlayan bir süreç mi yaşanıyor yerelde yoksa “nasıl olsa halk bize oy veriyor, mümkünü yoktur yine verecekler”, yavaş ve seçici bir şekilde elini eteğini ağır çekim modunda her şeyden çekme gafleti mi deprem yıldönümünde gözlemlediğimiz.
Belki “yavaşlık” örtbas etmede başarı seviyesine bir şey söylemek zordur diyelim, fakat iktidarın üzerine titrediği, deprem konutları gibi çok önemli gördüğü, korkunç büyüklükte projesini şehirde sahiplenmemeleri, adeta deprem yıldönümünde şehrin anahtarını Özgür Özel’e altın tepside sunmaları; yukarıda geçtiğim atasözünü ister istemez bir daha tekrarlattırıyor.
Binlerce bina dikeceksin, kuralar çekeceksin, depremzedelerin umudu olacaksın fakat 6 Şubat’ta halkın gözünü dört açıp seyrettiği vitrini boş bırakma değerinin arkasına sığamayacak kadar mühim bir tarihten söz ediyoruz.
Kaldı ki; Özgül Özel’in meydanı boş bulunca açtı ağzını yumdu gözünü, Erkenek’te sarf ettiği açıklamaları bizzat cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yalanlandı, karşılık verildi.
Hele de “devletin deprem konutlarından para almasına gerek yok, bedava yapmalı…” açıklamaları başta Çevre Ve Şehircilik, iklim bakanı Murat Kurum olmak üzere iktidar eksenini nasıl kızdırdığını biliyoruz. Öyle olduğu halde; aynı açıklamalara yerel aktörlerden hiç bir karşılık gelmedi. Sanırım şöyle bir paradoks doğdu: “bizim ne haddimize Özel’e cevap vermek! Erdoğan var cevabı versin, bize ne” anlayışı, Ağbaba’nın yerel rakiplerin psikolojisine ne denli hakim olduğunun da statik bir göstergesi.
Bu yazı da Veli Ağbaba’yı öne çıkarıp, iktidarın yetkililerini dövdüğüm şeklinde algılanabilir. Hayır tam tersine, yerelde vermiş oldukları açıkları, subliminal zaafları, hiç bir sorunu üstlenme gayretine düşmeden Malatya şehrinin deprem bilincinin ayyuka çıktığı gün, kendinden olmayanları getirmeyenlerin ayıbı.
Aslında Ağbaba şansını oldukça çok zorlamamış, sadece normal rutinde davranmış, genel başkanını şehre taşımayı başarmıştır. Kabul etsenize etmesenize bu kraldan çok kralcı olmak değil düz bir başarı himayesidir. Bir adım daha öne çıktı sayılmaz mı? Ne yani şimdi şehirde yaşanan böylesine bir siyasi çıkışı inkar etme lüksümüz olabilir mi bizim?
Yani iktidarın yerel aktörleri normal rutinde düşünmeyi maalesef ekletmediler.
Mesele tam olarak bu! Düşünmekle, düşünmemek … farkında olmakla olmamak arasında gidip gelen o planlama hatasının standart bir retoriğin.
Ama ne gariptir ki iktidar sensin, yönetim direksiyonu senin elinde, çoğunluktasınız, 5’e 1… Deprem konutlarını yapan sizlersiniz. Özel’in şehre icabet hamlesine karşılık verememişsen yereldeki güç zayıf alaka düzeyine otomatikman kendiliğinden düşüyor. İlginç… Eğer tesadüf değilse bu güçsüzlük merkezine tam not vermememiz gerektiğini söyleyebilir miyiz? Bu vehamet yerel siyasette bir çöküşten çok bir klikler savaşını net gösterir.
Ağbaba çoktan dereyi aşıp karşıya geçti, varın siz derenin öbür yakasında ne yapacağız diyerek şapkanızı önüne koymuş düşünüp durun.
Zaten bugün bu yazı ortaya çıkmışsa, bir kişinin başarısı değil bir çok kişinin başarısızlığını teyit edecek, biraz da siyaseti okuyamamaya bağlı gelişen “zamanlama” değil midir?
