
Gazeteci Mahir Temur’ün dün itibari ile Malatya’da Zabıtanın karda kalmış araç kurtarıyor gibi kurgusal paylaşımını Türkiye konuşuyor. Konu ulusal medya’da da geniş şekilde yer buldu.
Maalesef tüm Türkiye’ye bir daha rezil olduk.
Farkındaysanız son yıllarda prestij grafiklerimiz hızla aşağılara doğru eğilim göstermeye başladı. Eskiden; eğitim, bilim, sanat, siyaset, iş insanı, ticari tecrübe, yetişmiş insanlarımız konuşulurdu. Bugün asparagas olaylar, düşük kategorili vakalar, acite dramlarla Malatya ismi anılır oldu.
En son 21 Aralık 2021’de Amerikan Dolar’ının sert düşüşü sonrası bazı kişilerin bu düşüşü davul zurna eşliğinde halay çekerek kutlaması uzun süre ülke genelinde yine konuşulur olmuştu. “Halay ekibi” olarak literatürlere geçen olaydan sonra ikincisi de dün meydana geldi. Zabıta’nın karda araç kurtarıyor gibi yapması senaryo-kurgu ile ikinci bir fiyasko daha yüzümüze- gözümüze çarpıldı. Şahsen ben çok utandım. Malatya gençlerinin kendilerini bu hale koymaları karşısında diyecek söz bulamadım!
Böylelikle Malatya’nın adı ikinci kez Türkiye’de ucuz bir sansansiyonelle not düşmüş oldu.
Peki ne olmuştu?
Malatya’da zabıta ekipleri karda kalmış bir araca yardımcı oluyorlar şeklinde bir prodüksiyon hazırladıkları görülüyor.

Yani kurtarılması gereken bir araç yok ama sırf video çekmek, sosyal medyada paylaşmak, zabıtanın aslında çok işlevsel olduğunu kanıtlamak, hani biraz da zabıta yatmıyor-çalışıyor ve insani yönleride de var, hatta zabıta dört dörtlük dedirtmek için küçük bir tiyatro, film, klip seti hazırlanmış.
Muhtemelen kar yağdığı gün canları sıkılan Zabıta beyleri masa başında otura otura, ki; çay-kahve, 3’ü bir arada neskafe’lerde bir yere kadar. Maaşlar yatmış, keyfler yolunda, bir meşgale bulmalıyız demişler kendi aralarında. Yaldızlar yanıp sönmüş kafatası içinde. Bizim sivri zekalı birinin aklına birden bu filmi çekmek geliyor. Devletin aracıyla, nasıl olsa mazot bedava. Muhtemelen bir de kankası oldukları bir taksiciyi ayarlamışlardır. “Alo kaptan senin araba lazım bize bir video çekeceğizde, hani sanki karda kalmış bir arabayı kurtarıyoruz gibisinden…” Tamam olur eyvallah. Nerde buluşalım? Orda…
İş yok-güç yok, denetleme de olmayınca adamlar bir şey yapmasın mı? Ani şöhrete taşıyacak karar sonrası film platosunda buluyorlar kendilerini. Yer: orası, Holly-Wood sokakları. Başrolde Sylvester Stallone, Tom Hanks, yönetmen ise kamera arkasında. Kurtarılmayı bekleyen taksici Clio görünümlü bir Amerikan Camaron aslında. Karlar adam boyu yağmış, dağlardan durmadan çığlar düşüyor, araçlar kayıyor buz pistlerinde, şehirler donmuş, kazalar oluyor, insan bağırtıları, imdat-yardım edin diyenler… karda kalmış araçlar ilerlemek için adeta can çekişiyor.
Film gereği tam o esnada bizim zabıtalar ortaya çıkacak, Sırtında ve göğsünde Z yazılı, larcivert giysili, kırmızı palerinli çakma Süpermen gibi kahramanlar tüm araçları kurtaracak. Öyle de oluyor. Tek hesap etmedikleri plato’da film çekilirken karşı balkona konaklamış bir açıkgözün korsan çekim yapması. Nerden çıktı bu velet dedirtecek türden. Bir sürü emeği hepsini çöp etti. Üstelik ülkeye maskara olduk. Ve çektiği videoyu Mahir Temur’a ulaştırdıktan sonra olanlar…
Resmen kıyamet kopuyor. Binlerce yorum, isyan eden, kınayan, hakaretlerle, sitemler sıralandıkça sıralandı.
Artık işler böyle yürüyor ne yazık. Amigoluk yapmasan, sosyal medya endeksli, şov malzemesi vermesen, fenomen ve görünür olmazsan olmuyor. Geri planda ne olmuş bitmiş kimsenin ilgi alanında değil. Önemli olan kadrajda olanlar. Instagram’da aldığın Network. Facebook’ta beğeni kasmak. Kaç like, kaç paylaşım, kaç takipçi vs. getirisi. Çoğu zaman çoğu yerde bunlar hunharca karşımıza çıkmaktadır. Algıyla ve çoğu da yalanla…. Kamuoyunu yanıltmak üzerine oluşturulan algının ifşası sonrası Algı Belediyeciliğinin ne denli tehlikeli olduğu hali hazırda böylece ortaya çıkmıyor mu?

zabıtanın kendi paylaşımı
Kimse görevini tamamıyla yapmıyor. Çünkü kurumlara yerleşen kadronun her biri torpille oraya girdiğinden arkasında bir koruyucu meleği, tabiri caizse –dayısı– olduğundan kimsenin gerçek sorumluluğu karşısında mecburiyet hissetmediği açık. Bu hiyerarşik çöküş dipten tepeye, tepeden diplere yayılmaktadır. Tıpkı kanserli bir hücrenin tüm vücut anatomisini çökerttiği gerçeği gibi.
Ayrıca bu yıpranmış belediyecilik algısı hakkında sayfalarca yazı yazabilirim. Kısadan hisseye şehri İstanbul’dan yönetmenin geldiği halin faturası bu ucuz reaksiyonlardır.
Balık baştan kokar. Videosu çekilen zabıtaların sadece bir prototip. Bin’de bir denk gelmiş, videoya alınarak ortaya çıkarılmışlar o kadar. Emin olun her taraf böyle. Tas kayıp misali ciddi bir çürüme almış başını gidiyor. Herkes rantın peşinde. Kısa yoldan köşeyi kırmanın… Belediye başkanı da aynısı, daire Başkanı da, amirlerde. Zabıtalar da onlardan esinlendikleri belli. Madem amirimiz yapıyor bizde yaparız demişlerdir. Bir çok kurum da benzer görüntüler var. Herkes elinde kamera ile dolaşmadığına göre haberdar olmadığımız benzer diğer hadiseler emin olun sayıları had safhalardadır.
Çünkü biz bu toplumu kaybettik. Elimizden ne var ne yok hepsi uçtu gitti. Geri dönüşü yok artık.
Çünkü liyakat diye bir şey kalmadı, vicdan hiç kimse de yok, ahlak dersen çöp oldu, insani değerler hepsi sıfırlandı, denetleme mekanizmasının hele hiç işi olmaz, ee bir de bunların arkalarında ki ağ babaları olunca yapay gündemlerle, bu tür görüntülerle, kısa vadede göz doldurmayı planlamalarını da normal karşılamalıyız. ..
Varsa yoksa rant, menfaat, şov, algı, bir de slogan atmak. Başka bir şey var mı? Sorarım.
Doğrusu yeni yıl 2026’ya böyle düşük kalite bir fragmanla girmek istemezdik. Malatya tarihçesinde iz bırakacak bu talihsiz vaka hikayenin bittiğini bize anlatıyor aslında. Ama bizler ısrarla görmek, anlamak istemiyoruz. “Hayır, ya biz böyle iyiyiyiz, devam edin arkadaşlar” diyerek halı altına süpürmeye devam. Keşke halı altına süpürmek çözüm olsaydı…
Fenomen olmak isterlerken tüm Malatya şehrinin hikayesini rezil rüsva etmekle biten kıytırık bir meseleyle daha gün sona erdi.
Her zaman ki gibi biri bir yerden bir çapsızlık yapacak.
Nedeni Belediye dersen belediye yok, amir dersen amir yok. Halk dersen tepki göstermesini bilmiyor. Hangi siyasiyi görürlerse “şak şak şak!” Olacağı buydu.
Biz böyle değildik ama ne sayarsanız sayın. Olduk bir kere. Ayrıca biz bu zabıta memurlarının adını da öğrendik. Kimsenin ekmeğinin düşmanı değiliz. İsim verirsek kişileştirmiş oluruz. Onları kendi vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz. Zaten adamlar yolunda. Filmin sonunda ortaya çıkan tablo şunu bize hatırlatıyor: liyakat, liyakat, liyakat. Vicdan, vicdan, vicdan. Ahlak, ahlak, ahlak.

Bunlar gökte inmesine bizat kaç dönemdir biz bunları buraya getiriyoruz. Az bile yapmışlar. Bunu biz hak ettik ve ediyoruz da. Bu bitmeyecek önümüzdeki seçimdede aynısı olacak değişen hiç bir şey olmayacak. Çünkü kimseyi sorgulamıyoruz halk olarak
Özüldüğüm tek nokta Malatya için canla başla çaba gösteriyorsunuz. Fakat sizi anlayan yok
Bu olanlardan sonra gene üçü bir arada kupalı içecekler içilecek ve unutulacak.
Hiç Bir şey kimsenin umurunda olmayacak.
Hürmetler Timur hocam
Türkiye genelinde, Malatya özelinde; bir, fenomen olma; adeta; yattığı yerden, havadan; reklam geliri alma; popüler olma durumu var. İnternetin, sosyal medyanın yaygın kullanımıyla; 1990’lı yıllardan itibaren başlayan, popüler kültürün de etkisiyle; bu durumu yaşıyoruz.
Dilimize yerleşmiş, pelesenk olmuş bir ifadeyle; duyar kasma, prim kasma hali. Biz, bunlara prim verdiğimiz; ilgi gösterdiğimiz sürece; toplumun en saygın, itibarlı kesimi olan; öğretmenlik mesleğinde bile; fenomen olma davranışlarını görüyoruz. Sanırsın ki; pazarlama elemanı, satış danışmanı; pazarlama müdürü veya CEO’su gibi; satış üzerinden; bir yüzde, komisyon primi; maaşlarına, ayrıca yatırılacakmış gibi görev yapıyorlar. Kendi halinde, sıradan yaşayan insanları konuşmuyorum bile!
Özelleştirme furyasıyla birlikte; üretim toplumundan, tüketim toplumuna doğru evrilen süreçlerden sonra, geldiğimiz noktanın; internete, sanal dünyaya yansıması bu!
Siyasiler, politikacılar, ekonomistler, toplum mühendisliği, algı mühendisliği yapan kitleden sonra; silsile ile, sıradan vatandaşa kadar; her kesimin, bilinçli veya bilinçsiz bir çabasının ürünü olarak; bu günleri yaşamaktayız.
Kişisel kanaatim; daha da, yıllar boyunca yaşayacağız. Neden? Pandemi süreciyle birlikte; insanların, kitleler halinde; evlerine, adeta; hapsolmasıyla birlikte; iş yapma şekilleri ve süreçleri değişmiştir. En hassas konu olan; sağlık sektörü bile; online muayene şeklindedir. Sırf gelir olsun diye; hiçbir eğitim- öğretim amacına yönelik olmayan; saçma – sapan reels videolarına, içeriklerine maruz kalan insanları; bulandırılmış duru zihinleri düşünmek bile istemiyorum.
Dijital dünya, adeta; uzay çöplüğü gibi; internet çöplüğüne dönmüş durumdadır. Önlem alınmazsa; genç, duru, saf zihinler; bu çöplükte kaybolacak; yeni bir, yitik nesil olacaktır!