İçeriğe geç

MALATYA’NIN ÖNÜNDEKİ ENGEL: ‘MUHALEFET’ PARTİLERİ

Malatya şehri önünde iki ciddi engelden söz edebiliriz. 

Birincisi: yerel siyasetin tıkanan kanalları! 

İkincisi: muhalefetin eksikliğinden çok bakiyesizliği. 

Arzu ederseniz birincisinden başlayıp bu konuyu biraz açmak istiyorum. 

Malatya, uzun süredir siyasi istikrar görüntüsü veren ancak bu istikrarı kalkınmaya dönüştüremeyen şehirlerin başında gelmektedir. Toplumla siyaset arasında ciddi bir kopukluk var. Gerçek sorunlar gündeme taşınmıyor. Evet sandık sonuçları değişmesede şehir yerinde saymakta; sorunlar git gide kronikleşmektedir. Bu durum, Malatya’daki temel engelin muhalefetsizlikle birlikte, iktidarın denetlenememesi olduğunu da göstermektedir.

Nedenini tek sesli siyaset ve siyasilerin vazgeçmediği konfor olarak tarif edebiliriz. 

Öyle bir safhaya gelindiki; Malatya’da yerel ve genel siyaseti uzun yıllardır aynı siyasi çizgide ilerlemektedir. Aynı çizgiden ziyade aynı isimler arasında top dönderiliyor. Bu durum, yöneticiler için bir konfor alanı oluşturmuş; varlık edinmek ötesine geçmedi. Haliyle rekabetin yokluğu performansı düşük bir alana taşıdı. Alternatif fikirler ve projeler ortaya çıkmadı, vizyoner isimler ya öne çıkamadı ya da yol verilmedi. Bu durum sonrası kastlaşan siyasetçilerin hesap verme zorunluluğunu tamamen ortadan kaldırmıştır. Sandık garantili isimler, hizmet motivasyonunun önüne geçtiği bir redüksiyon oluştu. 

Yani yerelde kastlaşan aktörler elinde ki gücü koruma iç güdülerini sonuna kadar muhafaza ettiklerini görüyoruz. 

Üç dönem, dört ve siyasetin diğer alanlarında var olmak üzere konumlanma belirlendi. Bu handikap ise Ankara-Malatya hattında ciddi bir deforme meydana getirdiği apaçık. 

Öyle ki Malatya seçilmişleri merdiven başlarında, ayak üstü, bir iki dakika sürelerde derdini cumhurbaşkanına anlatır olmaya kadar çıta düştü. 

Bu yüzden Malatya’nın Ankara’daki temsil gücü nicelik olarak yüksek görünse de nitelik olarak zayıf kaldığını biliyoruz…

Milletvekilleri çoğu zaman şehir adına kolektif bir güç oluşturmak yerine bireysel pozisyonlarını koruma refleksiyle hareket ettikleri bir program seçtiler. Bu da Malatya’nın büyük yatırımlar ve stratejik projelerde geri planda kalmasına yol açmakta. 

Eğer Toki şehri inşa etti derseniz bu süreçte; o, yerel siyasetin baskısıyla değil bir devlet politikasının tüm ülkeye yaydığı genel bir programıdır. 

Ankara’da böyle bir pozisyon oluşagelirken yerelde işler çok farklı değildi. 

Hal böyle olunca yerel yönetimlerde kritik diyebileceğimiz liyakat sorunu gözler önüne geldi. Elbette yerel aktörler ısrarla bu sorunu görmeme eğilimleri işleri şehirde git gide daha da zorlaştırdı. 

Bakıyoruz Belediyelerde ve bağlı kurumlarda liyakat yerine sadakat esaslı kadrolaşma, yönetim kapasitesini zayıflattığı aşina halde göze çarpar oldu. Teknik bilgi ve şehircilik vizyonu olmayan kadrolar, deprem sonrası gibi kriz anlarında süreci yönetememiş; bu durum halkta ciddi bir güven erozyonuna neden olduğu… Tabi halkın insiyatifi hiç bir zaman yerel yöneticilerle kaile alınmadığı ise ayrı bir yazı konusu olmalı. Yaptık, iyi gidiyoruz minvalinde klişe söylemlerin dalga dalga yayılması harici geriye dönüp baktığımız da içi doldurulmuş hiç bir somut ürün göremiyoruz. 

İkincisi: Burada en büyük suç kimde diye bir sual gelse muhalefet eksikliği veya muhalefetin zayıflığı ciddi bir yetki -bağlamsızlığı- oluşturduğuna dair onlarca örnek saymamız mümkün. 

Hatta muhalefet şehirde hiç bir bakiyesi yok. Bakıyoruz muhalefet dağınık, dağılmış bir muhalefet şehrin hikayesini zora soktuğu, kendi muhalefet partileri adına söylem geliştiremeyen aktörler sessiz kalarak bir nevi şehre ihanet ettikleri hakikatinin altını çizmek isteriz…

Örnek: Anahtar Parti, yeni bir parti, kendini kanıtlaması lazım, (galiba) bir il başkanı var bu şehirde değil mi? Bir gün bir muhalif çıkışına rastlandınız mı hiç? Halkın bir sorununa kulak kabarttı mı? Bir şeyler yolunda gitmiyor diyebilir mi? Hayır! Bunlar muhalif diye geçinen fakat geri planda yerel yönetimlere altın tepside serbestlik sunan bir ruh hali içindeler. 

Malatya’da muhalefet partileri, hiç biri; iktidarı zorlayacak güçlü bir söylem ve saha çalışması ortaya koyamayacak isimlere teslim edildi. Kendi dünyalarında, kendi iç çekişmelerine sıkışan muhalefet, halkın gündeminde yer alamıyor, vatandaşın taleplerine ulaşıp onlara dokunamamak çaresizliği konuyu başka bir yöne saptırmaktadır. 

Tüm bu realite eksikliği siyasi denge mekanizmasının tamamen işlemez hale gelmesine neden olduğu ağır bir siyasi girdap oluşturdu. İktidar destekli yöneticiler meydanı boş görünce ister istemesi çizgiden dışarı taşmaları koşulsuz bir hale gelmektedir. 

Tüm bu veriler ışığında hızla gelişen bürokratik vesayet, muhalefet erezyona ve statüsünün korunma altına alınması meselesini pas geçemeyiz. Şehrin hikayesi burada kronik bir hastalığa teslim olduğu yeni bir sayfa açılıyor. 

Sizlerde taktir edersiniz ki; yerel bürokraside değişime direnen bir yapı hâkimdir. Aynı isimler, aynı yöntemlerle yıllardır kritik noktalardan görev almaktadır. Muhalefette bu doktrini besliyor, destekliyor. Bu statüko, yenilikçi projelerin önünü kesip bitiriyor. Şehrin dinamikleri durmadan törpülenmektedir. Bürokrasi, çözüm üreten değil, süreci yavaşlatan bir aktöre dönüşmüşse eğer oturup bir düşünmeliyiz 

Hele de deprem sonrası muhalefetin eksikliğini net şekilde tahlil ettik. Muhalefeti parmak sayısını geçmeyen bir kaç gazeteci yapıyor. Siyasetin imtihanında muhalefet sınıfta kaldı, hatta sınıftan dışarı atıldı. Şimdi olası bir seçimde bunlar çıkıp hangi akılla vatandaşa gidip oy isteyecekler?

Deprem, Malatya siyaseti için bir turnusol kâğıdı olmuştur. Ak ile Kara’yı gün yüzüne çıkardı. Hele de muhalefet açısından işler içler acısı. Ancak bu sınav yeterince geçilememiştir. Sürecin şeffaf yürütülmemesine hiç bir katkı sunmadılar, vatandaşla sağlıklı iletişim kurulmasına ön ayak olmadılar ve bu plansız uygulamalar, siyasi maliyeti her geçen gün artırdığı bambaşka bir süreci karşımıza çıkardı. 

İktidar yetkilileri dört dörtlüktür demiyoruz ama muhalefet güven diye bir şey bırakmadı. Retoriği darma duman ettiler. 

Öyle bir siyasi yöntem oluştu ki halk ile siyaset arasında ki kopuşun yegane temsilcileri olmaya talip duruşlarında; vatandaşın giderek umutsuzluğa sürdüler. Yukarıda Anahtar Partiyi örnek verdim, CHP’de aynısı İYİ parti’de diğerleride…

Şehirde muhalefet yoksunluğundan cesareti depreşen iktidar yetkilileri vatandaş açısından; siyasetle bağını giderek kaybetmesine neden oldu. Taleplerin karşılık bulmadı, eleştiri dikkate alınmadığı bir ortamda siyaset, halk için uzak ve anlamsız bir alana dönüştüğünü daha kaç kez söyleyeceğiz. 

Öyle ki bu kopuş, muhalefeti ilk seçimde sansürleyecek, sandığa katılımı azaltacak, ister kabul edin ister etmeyin şehri yönetenlerle şehirde yaşayanlar arasında derin bir uçurum oluşturacak. 

Malatya’nın önündeki asıl engel kişilerden ziyade, dip bulmuş yerleşik muhalif siyasi kültürdür. Kendini her şeyden soyutlamış, kenara çekilip uysalca bekleyen, eleştiriden kaçan, değişime kapalı bu yapılarla bir adım ileri atmamız çok ZOR! Sorarım bu reflekslere sahip bir muhalefete kim oy vermek ister? Oysa Malatya potansiyelini açığa çıkarmayı deneseler, çözüm arayışına girseler, yalnızca iktidarın değil; muhalefetin, sivil toplumun ve seçmenin de dönüşüm geçirmesinde entegrasyonu deneseler işin rengi değişecek.

Malatya’nın önünü açacak olan şey yeni isimler kadar, yeni güçlü bir muhalif siyaset anlayışıdır. Aksi taktirde iktidardan kimsenin şikayet etmesine hakkı yoktur. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir