İçeriğe geç

VALİ, ADAMCILIK, BAY PİPO

“En büyük sıkıntımız nedir?” sorusuyla yazıma başlamak istiyorum. 

En büyük sıkıntımız –adamcılık– yapıyoruz. Bir grubu, partiyi, derneği yada cemaati, siyasetçiyi kendimize idol yapma paradoksu işleri bambaşka bir boyuta getirdi. 

Adamcılık yerine şehircilik yapsak; herkes şehrine minnetle, samimiyetle, o memleketin ekmeğini yediği aidiyetle kucaklasa bugün daha başka bir yerde olurduk. 

Başlıkta geçen “Vali” kavramının giriş paragrafla ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim. 

Dün sosyal medyaya düşen Valimiz Seddar beyin bir konuşmasını dinledim. Konuşma içeriğinden çok Valimizin ses tonu, heyecanı, duruşu, bir şehri nasıl sahiplendiği, duygulu üslubunun altında yatan sevgi dikkatimi çekti daha çok. 

Valimiz Malatyalı değil, devletin atadığı standart bir memur. Görev süresi bitince çekip gidecek. Bazı klikler erkenden göndermek peşinde olsa da; bizden, hepimizden daha çok Malatyalı, yüreğiyle sahiplenmiş bu şehri. 

Halbuki bu toprakların çocukları, siyasetçisi, STK’ları, yetişmiş insanları, atası-kökleri buraya gömülü olanlar Valimiz kadar duyarlı olmasını nasılda canı gönülden arzu ederdik. 

Ne var ki bizimkilerin rant, hizipçilik, kayırmacılık harici kimsenin bildiği başka bir şey yok. 

Hele o ıvır zıvır, toplumda hiç bir karşılığı olmayan, sırf müsabaka ünvânı bulunan bazı simaları fahri hemşeri yaptık ya başımıza. Davet ettik, şatafat içinde karşıladık, şehrimize taç yaptık. Faydası var mı, hayır! Reklam işte. Malum reklamı seven bir milletiz. 

Biriniz çıkın Vali’mizi hemşeri ilan etsenize. Bize emeğiniz çok geçti, hepimizden çok bu şehre katkı sağladınız, sıfırdan bir şehir inşa ettiniz, koştunuz-koşuşturdunuz, belki gecelerce uyumadığınız oldu, telefonlar-isteklere tek tek cevap verdiniz. 

Sadece 6 bin sosyal medya talebi karşılanmış. 

Bari bırakın sizi kendimize kardeş, bir abi, hemşeri tayin edelim demek zor mu?

Ama biz ne yapıyoruz. Takım tutar gibi parti tutuyoruz, bizden değilse burun kıvırıyoruz, gruplara kul köle oluyoruz, cemaatlere, derneklere özlük haklarımız hiçbir karşılık gözetmeden buyurun fedadır diyoruz.

Ha bir de dernek demişken İstanbul’da Malatya’yı temsilen sayısız STK’mız var. Ben beş yüz diyorum siz bin deyiniz. Yeminle hiç birinin Malatya gibi bir derdi yok. Bazen ne amaçla kurulduklarını dahi merak etmişimdir. Lüks otellerde kahvaltılar, “Malatya günleri” diyerek gurbetteki hemşerilerimizi düdüklemek, Malatya tabela telif hakkını kullanarak toplumda prestij kazanmak, yapabilirlerse bir de siyasi basamak olarak kullanıyorlar. 

Maalesef herkes yolunda, her biri bir yere kendini beğendirme, birilerine yaranma, bir mekanizmaya hizmet ermek, onlar karşısında el pençe diz divan gayreti memleketi ikinci değil üçüncü dördüncü olana itmiş görünüyor. 

Ait olduğu yerlerde neler oluyor, sorunlar var mı gerçekten, bu toplumun hikayesini dert edinen-nereye gidiyoruz, sosyolojinin kırılma hatları hiç kimsenin umrunda değil ne yazık. 

Günü birlik programlar, popülizm üretmek, slogan parlatmak, masaya Passat anahtarı indirmek ve menfi bariz şovlardan ibaret bir romantizmden öteye gitmiyor, gidemiyoruz. 

Adamcılığı, bir grubun, cemaatin, partinin etkisinden çıkıp var gücümüzle memleketimize sahip çıkmalıyız artık. Yeni söylemler geliştirmeliyiz. Birlikte harekatına ihtiyacımız var. Ama nerde? 

Partiler de, cemaatlerde, derneklerde gelip geçici. Bugün var yarın yok. 100 yıllık Atatürk’ün partisi CHP bir mahkeme kararı ile hallaç pamuğuna dönmedi mi? Toparlanması onlarca yılı bulur. Demek ki siyasi akreditasyon kurtarmıyor, biz bize kalıyoruz yine. Biz birbirimizle varız. Çünkü herkesin çaresi herkeste. 

Neden tüm bunları yazdığıma gelince Tansu Çiller döneminde siyaset, iş, yer altı dünyasından Malatyalıların gücünü kırmaya yönelik ciddi bir karar alındı. Tüm detaylarını verebilirim. Bu tezimi destekleyecek sağlam kaynaklarım var. Bir çok Malatyalı iş insanı sahanın dışına itildi, bölgemizden yer altı dünyasına ait insanlar infazı gerçekleştirildi. Bürokraside Malatyalılar denilince yükselmesine izin verilmez oldu. 

Fark edeceksiniz ki Özalı’ın ölümü ve Tansu Hanım dönemi başlangıcından itibaren  Malatya hızlı bir çöküş yaşamaktadır. Büyüme hızı ertelenir. Ekonomik parametreleri aşağı doğru seyir eder. En önemli gelir kaynağı kayısı ötelenir sürekli. Bugün dahi mevcut isimler yetersiz, seçilme adayları her dönem pasif isimlerden oluşması tesadüf olmaksızın, ülke siyasetinde çok fazla söz sahibi olamayacak potansiyelleri, kritik bir etki oluşuracak isimlere mahal verilmemesi hepsi o dönemle alakalı siyasi restorasyonlardır. 

Soner Yalçın’ın “Bay Pipo” kitabını bilirsiniz. Kitabın kahramanı ünlü Mit’çi Hirram Abbas’ın anne tarafından Malatyalı olduğunu çok az kişi bilir. Özgeçmişinde bu bilgiye pek yer verilmez ve istihbarat dünyasında kullandığı 9 kimlikte her ne kadar nereli olduğu tam olarak belirginlik kazanmasa da çapraz ateş sonucu katledilmesi aynı senaryonun başlangıç tarihi ve Özal’ın şüpheli ölümüne entegreli olarak kabul edebiliriz.

Bay Pipo’nun katledilmesi Malatya hikayesinin aşağı seyir eden bir dönemin giriş bölümü. Gelişme ve sonuç bölümlerinde benzer onlarca olay daha yerleştirmemiz mümkün. 

“Malatya gücü kırılacak” doktrini bugün de işlevini sürdürmektedir. İster komplo teori deyin ister başka bit şey ama Malatya hegomanyası çökertildi. Bilinçli yapılan bir siyasi labaroyuvar çalışmasıydı…

24 yıllık Ak Parti iktidarında Bülent Tüdekçi Bakanlığı bile aşantion mavi boncuktur. Vermezler, yapmazlar.

İşte Vali Seddar bey yıllardan beri oluşagelen bu bilindik düzene aykırılıkta çıktı geldi, şehre kucak açtı, sahiplendi, moral-motive verdi, durmadan çalıştı. Sadece çalışmadı halkımız sevdi, benimsedi. 

Yıllardan sonra Malatya’ya biçilen karanlık buhran ertelendi belkide.

Zira yazının sonuna yaklaşırken; Malatya basit, sıradan, tarihi ve kültürü olmayan, kendi yolunu çizemeyen bir kent değil. Bir hafızası, geniş bir algoritması, kolektif bir aklı bulunan stratejik bir şehir. En önemlisi insanları çok zeki. Geniş bir tarih kaynaklarına sahip. Fakat son zamanlarda uygulanan ucuz siyasi terminoloji nedeniyle birlik beraberlik ruhu elinden alındı. Her biri birinin adamı oldu. Yönü sürekli başka alanlara yönlendirildi. Malatya’yı umuttuk. Pasif siyasiler git gide hiçsizleştiedi. Sadece bir Valiyle olmaz. En razından Vali örnek alınabilirse keşke. Şu kanserli bir hastalık gibi çoğalan “adamcılık” metastasından derhal kurtulmalıyız önce. Yoksa ister bin tane Malatya inşa edilsin laylaylom. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir