İçeriğe geç

MALATYA’DA KURT SİYASETİ

Babamın çoğu ömrü avcılıkta geçmişti, 3 ay kışı nerdeyse dışarıda geçirir, bazen sabaha karşın eve geldiğinde bıyıklarından sarkan buz sarkıtlarına çokça tanık olduğumu hatırlarım. 

Bir gün “seni de ava ilk ve son kez götüreceğim” demişti. “Neden ilk ve son kez” diye sorunca da; “çok yaban hayvanı öldürdüm, çok zarar verdim yabanda gezen canlıya, hepsi boşuna imiş, şimdi pişmanın, vicdanım rahatsız oluyor bazen. Ama sen gitmeyeceksin, vasiyetim olsun sana asla ava gitme” demişti. 

Karlı bir Ocak ortası sabah ile hazırlanmış meşeliğe doğru yürümüştük. 

Tavşan, tilki, kurt izinin farklılkarını, yaban hayvanlarının avcıyı yanıltmak için izlediği taktikler, yaban hayvanların olabileceği mıntıkalar, yatak alanları, av kaldırıldığında tüfek kullanma şekli her şeyi nerdeyse bir gün de babamın tecrübelerinde atıfla öğrenmiştim sayılır. 

Babamın dediği gibi bir daha ava asla çıkmadım. Bir domuz harici hayatım da hiç bir canlıya tüfek doğrultmadım, öldürmedim. Yılanlarda dahil, yakalar tekrar doğaya bırakırım. 

Eko sistemin devam etmesi için fazlasıyla mühimdir. 

En son bir kurt sürüsünü uzaktan fark etmiştik o gün, yan yana eşit yürüyen 6 kurdu görünce, babam kurtlar hakkında bazı –temel bilgileri- de sunmaktan geri kalmadı. 

Meğer kurtlar birbirine güvenmez, yan yana yürümelerinin nedeni bu güvensizlik temasıymış. Aralarında zayıf olan, yürüyemeyen, aksaklık yapanı da bir müddet sonra kendi aralarında imha etme gibi kabiliyetleri varmış. Çünkü kurt bir savaş makinesidir. Hız, strateji, zeka, adrenalin ve yüksek manevra kabiliyeti hepsini bir arada kullanır. O nedenle onları yavaşlatan arkadaşları da olsa buna müsade gösterme riskine girmezlerdi. 

Bakıyoruz bizim  Malatya siyasetine, o gün dağda karşılaştığımız Kurt timinden farksız bir satıhta siyaset modeli oluşturulmuş… 

Kimse kimseye güvenmiyor, tabiri caizse yan yana yürürlerken, herkesin gözü birbiri üzerinde. 

İlk fırsatta gariban, bitkin, güç senkronizesi yaşayana çökmek için herkes tetikte. 

Artık Malatya’nın tasavvur edilen ‘hasut’ kimliğinden mi kaynaklanıyor yoksa siyaset deklerasyonlarının şartları böyle mi zorluyor bilinmez, içerden sert bir kıyam söz konusu olduğunu izliyoruz. 

İl başkanı sağlık sorunu mu geçirdi, devirmek için kutsal lejyonerler hemen kendiliğinden kılıç kuşandı. Yerine isim arayışı devreye girdi bile. Ayak oyunları dersen hiç bir zaman bitmedi. Kulis kazanları sürekli kaynayıp durdu. Sorsan çoğu aynı partinin çatısı altında siyaset yapan isimler ama dağda ki kurt kanunun takım elbise-kravata-Audi’ye bürünmüş haline mazbut bir sistem yürürlükte. 

Malatya siyasetinde asıl mücadele çoğu zaman muhalefetle değil, aynı siyasi yapıların kendi içlerinde yaşandığını saklamak kimseye fayda sağlamaz bu saatten sonra. Kamuoyuna yansıyan sert açıklamalar, kırgınlıklar ve pasif direnişler; aslında daha derin, daha sistematik bir iç iktidar savaşının yüzeye vuran parçalar haline geldi. 

İlginç başlıklar açabiliriz bu kurt siyaseti üzerine. Ülkenin bir çok yerinde hele de Ankara’da  aynı misyona tabi bir çok rol modeli ortada ama Malatya’da boyutları, kavramları, dengeleri normalin ve doğanın çok çok üzerinde. 

O yüzden toplumla-siyaset arası o kadim mesafe her daim açık kaldı. O birleştirici kancanın uçları birleşmedi bir türlü. Bakmayın varandaş siyasileri görünce el pençe diz divan durduğuna. Devletine, makamına, kendisine saygısından. Ne var ki vatandaş siyasiler arkanızdan neler diyor neler? Ah bir bilseniz. 

Haklıda…

Günah gibi sayılan toplu bir fotoğraf bu nedenle verilmez. Organize suç vasfı taşıyan birlik beraberlik içinde hareket etmek bu yüzden önemsenmez. Samimiyet mesajları “çok gizli” kodlu bir zarfta tutulur, ortak bir karar ve yarınları beraber inşa etme formu oluşturulamaması da bu kurt siyasetinin ilhamından besleniyor. 

Farkındaysanız siyasetin farklı alanlarında klikler oluştu. “O bunun adamı, x’i şu başkan getirdi, Y falan cemaatin adamı, arkasında şu siyasi var, B direk genel merkeze bağlı…” tümceleri siyasetin olağan akışında rastlıyor, normal karşılıyoruz. Siyaset damarı dehlizlerinde kümelenmiş küçük-büyük gruplar, belli hiziplere hizmet eden varyasyonlar, tekelleşmiş minik kıralıklar, üçüncü-dördüncü sıralardaki parazitler, enfeksiyonlar ile din üzerinden yürüyen kolektif tebalar. 

Özünde hepsi bir yerden sonra birilerine karşılar, o birileri de diğer birilerine karşı. Yani kendi aralarında muhalefetin anasını ağlatıyorlar. birbirinin fırsatını kolladığı, diğerini çökertip öne çıkma yarışı toplumun sıradan vatandaşın gözüne ok gibi saplandığı da açık bir hezeyan artık.  

Aynı partiden belediye başkanının selefi önceki belediye başkanına borç mermisiyle darbe vurma girişimi örneği daha dündü. Vatandaş unutur ama arşiv asla. Sorsam “ne oldu bizim o iş?” kem küm, eeee, ooooo, aaaaa, ııııı, iiiii…..

“Malatya City” meselesinden de geri vites yapmamış, resmen şanzumanı dağıtmış iddia sahipleri. Daha doğrusu bir yalanı dahi tutturamamışlar. Detaylarına girmeyeceğim, yazımız çok uzadı çünkü. 

Öyle ki 7.8 şiddetinde zelzele bile bu sinsi muhtelif muhalefetin önüne geçmeye gücü yetmedi. 

Bu kavga öyle ki depremin kaç şiderti üstü. Kandilli rasathanesi dahi ölçemez. Çünkü demokratik siyaseti değil kurt siyaseti… Bu siyaset başka bir şey, açık bir çatışma şeklinde değil; engelleme, yalnız bırakma, itibarsızlaştırma ve pasif sabotaj yöntemleriyle perde arkasından yürütülüyor genel hatlarıyla. Şayet böyle devam ederse kan davaları aşiretler arası değil, köylerde meralar yüzünden değil, iki aile arasından olmaktan çıkıp tekelleşmiş klikler arasında yaşanacak. 

Sonuç mu?

Aslında İmar, İhale, yeniden inşa, yardım organizasyonları gibi büyük güç ve kaynakları ne varsa hepsini bu vesile ile  kaçırdık. Bölgesel kart vizitimiz tahrip altında. Bir adımız şanımız vardı şimdi “halaycı” olduk. Eskiden “doğunun Paris’i” diye tarif ederlerdi adresimizi, şimdi “teneke şehir!”

Elaziz’in Baskil üzerinden kayısı ile izdivaç talebi de bu açıklardan kaynaklıydı. 

Tek bir tavır, bir dil, bir tek gerçek olmayınca dayanışmayı değil; tam tersine iç hesaplaşmayı tetikleyecek her hamle olağan sayılır. Aynı siyasi görüşe sahip aktörler bile, birbirinin önünü kesmeye başladıysa ok çoktan yaydan çıkmış demektir. İsim vermeyeceğim ama kavga tahminimizden çok büyük. Bu nihai olmayan durum: karar alma süreçlerini yavaşlatıyor. Sorumluluğun dağılmasına neden olmakta. Vatandaş nezdinde “kim yönetiyor bu şehri?” sorusunu esefle öne çıkarmaktadır. 

Halbuki hepi-topu siyaset dediğiniz mecranın ömrü 3-5 senedir. Nedir bu hırs, intikam, mal-mülk edinme savaşı. Bunca çatışmacı, kutuplaştırıcı, toplumun ana arterlerinden uzaklaştırıcı bu vasat kimya ile kimse bir yere varamaz. Bir duruş yoksa bir sonra ki seçimde çöp olma adayı olmaktan kimse kurtulamaz. Olsa olsa memlekete yazık olur. Üzgünüm ama olan yine Malatya’ya oluyor. O gün dağda karşılaştığımız Kurtlar arkadaşlarını hedefe koymalarının en azından belli kriterleri vardı, peki şehirde bu kriterler nedir acaba? Üstte olayım da kim ne olursa olsun şeyi mi ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir