
Kuşkusuz Malatya Kanguru okullarında Esenlik genel Müdürü Veysel Tay’ın eşinin okul içerisinde bir kadın öğretmene kameralar önünde uyguladığı şiddetti tüm Türkiye bir hafta boyunca konuştu.
“Bir hafta” diyorum çünkü yöneticiler ve yetkililer üç maymunu oynayınca hem konu gündemde uzun süre kaldı hem de siyasi ve yöneticilerin gerçek yüzünü yerli yerinde görmüş olduk.
Malatya Valisi Seddar Yavuz’un “araştırıyoruz” basın açıklaması çok az gönüllere su serpmiş olsa da yeterli değildi. Kamuoyu meydana gelen bu infialin bir an önce hesabının sorulmasını istiyordu. Özellikle eğitim camiasının derinden rahatsız eden -darp mevzusu- hele siyasilerden ciddi bir tepki gösterdiklerini görmeye elbette hakları vardı.
Çok yakın zamanda öldürülmüş bir kadın öğretmenin acısı henüz taze iken yaşanan bu menfû hadiseyi es geçmek kabul edilemez bir gerçeklikti.
Ne olursa olsun ortada ciddi bir darp meselesi meydana gelmiş, kameralar olan biteni olduğu salt haliyle çekmiş, görüntüler basına düşünce de akabinde kamuoyu doğal bir tepki göstermesine neden olmuştu.
Bu durumda şehrin emirinin yapması gereken ilk ve tek şey; müdürün başında bulunduğu Esenlik iştirak şirketinin konuyla ilişkisi üzerinden kurumu yıpratttığını göze alarak Veysel Tay’ı uzaklaştırması gerekiyordu. Yapmadı, yapamadı. Büyükşehir bir-sıfır yenik başladı toplumda hassas gözetilen önemli bir konuya.
Sonuçta bu adam gökten zembille inmemiş, müdavimleri yok diyebileceğimiz bir isim değil. Sıradan bir müdür. Alırsın yerine başkasını koyarsın, bu kadar basit. Bir de çıkar insani bir açıklama yaparsın, konu kapanır, gider. Gerisine yargı karar verir. Kaldıki kaç daire başkanı değiştirdin?
Böylece dile-ayağa düşmüş kurumun marka değerini de güvence altına almış olursun.
Büyükşehir’in sessizliği ile olayı kilitledi, katti suretle duyarsızlığını şöyle okuyorduk biz! “öğretmen hanım dayak yemişse yemiş ne olmuş yani, Esenlik adına halel gelmesin ne olursa olsun, ben müdürümün arkasındayım” fiili düşüncesini savundu durdu böylece. Taki sosyal medya baskısı sonrası müdür “hem suçlu hem güçlü” açıklaması ile kendisi istifa edene kadar…
İki ilçenin Battalgazi ve Yeşilyurt ilçe başkanlarında da yaşanan bu tatsız konuya hiç bir tepki gösterilmedi.
Şimdi diyeceksinizki ilçe belediye başkanları karışacak konumda değiller, üzerine ne vazife? Hayır tam da üzerine vazifedir efendiler. İnsan olmak farklı bir şey, yetkisi çerçevesinde kalmak başka bir şey. Sonuçta hepimiz bu şehirde yaşıyoruz bu gün sana yarın bana…
Ortada dönen bir yanlışlık var, insani bir açıklama yapılabilirdi.
Eğitim kökenli STK’lar tamamen konuyu uzaktan izlemekle yetindi.
Mv. Bülent Tüfenkçi’den henüz ses seda yok. Sanırım milletvekili görevi sürdürdüğü şehirde duymadı, görmedi.
İhsan Koca dersen Allah’a emanet zaten.
Mv. Abdurahman Babacan “dostlar pazarda görsün” minvalinde olay iyice yatıştıktan sonra küçük cılız bir açıklaması geldi.
Bazı STK’lar, siyasi parti yetkilileri ise Esenlik şirketi konu edildiği için açıkçası kızgındılar. Biz Esenlik arkasında duruyoruz çerçeveli açıklamaları öne sürmekten çekinmediler. Öğretmen hanım önemli değil ama Esenlik kurumu hakları zedelenirse işte o zaman bomba.
Büyükşehirin finans ettiği, Büyükşehir’in düştüğü çukurlardan aklamak için ara ara kullandığı bir tiktokçu’ya ise çok geçmeden “hedef Sami Er’di, bunu da 3-5 kişi yapıyor, seçimlere kadar Sami Başkanı yıpratmak istiyorlar” diye tiktok videosu çektirdiler. Büyükşehir’i akladığını var sayarak…
Videoyu çektirmeyi akıl edenler nedense açıklama yapmayı düşünemiyordu.
Aynı tiktokçu zabıtaların araç kurtarma gibi yapma fıkralarında da başroldeydi.
Yine öğretmen hanımın yediği dayaklar, bayılması, hastaneye kaldırılması, ailesi, onuru bunlar kimsenin umrunda olmadığını gördük.
Var yok Esenlik, bilmeyende bir Aplle’den, Samsung’ Mercedes’ten bahsediliyor sanacak. Kazık fiyatlarıyla, bayat ürünler satan, müdavimlerine göre fiyatların yüksek olduğu, boykot ürünler listesinden yer alan Fanta hediyesine ramazan pidesi veren yerel bir market için herkes nasılda harekete geçti ama kadın öğretmenim gönlünü alalım diyen eden yine yoktu bilhassa.
Siyasetin paradoksunu, çelişkilerini, ayarsızlığını, halk’la olan diyalog biçimini gözler önüne seriyordu bu karmaşalar yığını.
İl başkanlığı makamı zaten boş, var mı yok mu belli değil.
Vay anasına vay… Ne halkı, ne hakkı, onlar birileri için devreye girerdi sadece.
Veli Ağbaba’nın yaşanan konuyu ilaveten İlkgün kınayıcı sağlam bir twiti derken…
Asıl destek Mv. İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak’tan geldi. Açıkçası mağdur olan bir kadın öğretmen neden kadın vekil olarak sahip çıkmaz-yanında değil diye tam düşünürken akşam saatlerinde beklediğim o paylaşım önüme düştü. Tarzının dışında uzun bir açıklama ile… Ve hemen alıntılayarak şunu dedim bende “vekil hanımın bu ziyareti bir duruş ve ders niteliği taşıyor!”
Şimdi soru şu olsun; siyaset niçin vardı? İhale kapatmak, rant koşturmak, iftar yemekleri düzenlemek, fotoğraf çektirmek, ziyaretler gerçekleştirmek için mi? Özelikle seçimlerde sık sık dile getirilen “biz halk için varız!” bir tık daha ötesi “biz halkımızın hizmetkârıyız” sözlerinin altı boş hatta saçma-çıırılçıplak bir yalan olduğunu cereyan eden darp mevzusundan sonra iyice ikna olduk. Daha dün bir öğretmen katledildi, tüm Türkiye ayağa kalktı, üzüldü, kahroldu. Burada da öğretmen hanımın kafasından aldığı bir darbe sonrası benzer bir sonuçla (Allah korusun) karşılaşabilirken; siyasilerin fantastik Esenlik kurumunu savunmaya kalkışmaları doğrusu iki yüzlülüktür.
Şunu anlıyoruz ki; insan hayatlarının siyasette bir karşılığı yoktu. Hele basit bir dayak yemek için konuşmak gereksiz ve anlamsızdı. Mesele tam olarak böyle değil mi? Olan, biten, yaşanılanların parçalarını bir araya getirdiğimizde ortaya çıkan sonuç tam olarak koca bir duyarsızlık duvarı. Her şey net ve ortada. Yoksa bu kadar mekanik, uzak, konuya Fransız kalınması bir tesadüf olamaz.
Üzüldüğüm şey ilk seçimde “biz halkın hizmetkârıyız” diyerek yine sahneye çıkacakları. Tabi asıl gerçek yüzlerini bizler de unutmuş olarak.
