
Bu şehir kan kaybediyor. Kan nakli lazım ama hastane değilki burası? O negatif, AB Pozitif kan lazım ilanı verelim, bir gönüllü de çıksın, bir ünite versin nakledilsin, kurtulsun gitsin her şey.
Siyasetçisinden, esnafına, sanayicisinden, eğitimcisine, yöneticisine, müdürüne, daire amirine, kılına, tüyüne her şeyiyle bir çöküş eşiğindeyiz.
Sadece çöküş değil, bir de yöneticilerin korku eceline teslim olmuş hali nispet yaparcasına, durdukları yerde korkaklık patinajı çekip duruyorlar.
İster kabul edin, ister etmeyin, ister kızın ister küfredin arkamdan ama gerçek bu!
Mesela Nur öğretmen Kanguru okulunun meydanında darp edildi, şehrin emiri-il başkanı çıkıp iki kelime edemediklerini gördük
Şahsen bu benim çok zoruma gitti. Yazık dedim içimden.
Yazık!
İki cümle konuşmaktan aciz kimseler lütfen bir daha bu şehrin yönetimine talip olmasınlar. Toplumdan yana bir irade ortaya koyamayacaksanız karışmayın bir daha. Bu bir siyasi teori, strateji değil korkaklık-çaresizlik- rasyonoliteyi okuyamamakla alakalı ciddi bir patolojik sorundur. Toplumla kopukluğun zirve yaptığı en kaotik bir noktadır.
“İki söz kullanmaktan aciz iseniz ne işiniz var orada?” diye sormazlar mı adama?
Banane senin alengirli ilişkilerinden, karşısında konuşamayacak pozisyona gelmiş kadar paçayı bir daire başkanına kaptırmışsan bu toplumun sorunum mu? Söyle bize ne, sizin masa altından sürdürdüğünüz para pul işleri? Sonra böyle dut yemiş bülbüle döner kalırsınız işte.
Bizde çıkar neden iki kelime edemediniz diye size sorma cüretinde bulunuruz elbet.
Ve soruyoruz bu gün, hakikaten neden bir açıklama yapamadınız, sebebi çok özel değilse öğrenebilir miyiz? (Nerdeeee!)
Ramazan ayı içindeydi olay yaşanırken. Üzerinden bir bayram geçti, bari insani-ahlaki-hatta o çok kullanmaktan geri kalmadığımız din iman vecibesiyle hoca hanımı bir nezaket ziyareti yapsaydınız! Velakin aklınıza gelmedi değil mi? Hayır, yok! Böyle muallakta kalmak bizim için daha iyi. Yoksa bir adım atarsak Veysel Tay ya bize dirsek çevirir, Esenlikte çevirdiğimiz dolapları döker saçarsa ne yaparız o zaman paradoksu mu yoksa?
Sorular çok cevaplar hepsi yitirilmiş.
İl başkanıysan şehrin psikolojisini yönetiminde yer alacaksın. Belediye başkasıysan direksiyon senin elinde olacak. Başkasının değil. Gerektiğinde kılıcı çekmeyi bilecek, gerektiğinde kınına koymayı da..
Recep Tayyip Erdoğan’ın daha dün yaptığı açıklamaları açın dinleyin, ne diyor! Öğretmenler ile ilgili söyledikleri sizi, bizi, hepimizi ilgilendirdiği halde duymazdan-görmezden gelme gafletine düşmediniz sadece bir de inkar ettiniz.
Doğrusu “gelen gideni aratır” atasözü böylelikle kendini bir daha teyit eder hale geliyor. O beğenmediğimiz Selahattin Gürkan, Osman Güder, Mehmet Çınar olsaydı öyle yada böyle muhakkak bir adım atacaklardı. Bu kadar duyarsız, sanki olay Antep’te vuku bulmuş gibi davranmayacaklarından eminiz.
Bu tezime ilaveten haklarında bir kaç örnek vermek zorunda kalacağım.
Sanırım 4 yıl önceydi: önceki Battalgazi belediye başkanı Osman Güder hakkında bir yazı yazmıştım. Yazı oldukça iddialıydı. Akrabaları belediyede işe yerleştirdi minvalinde bir konuyu kapsıyordu. Bir de işe giren akraba listesini yayınlamıştık. Nasıl olduysa o yazı okuma trajında 40 bin üzerine okunma elde etti.
Sonra Osman Güder yazıya karşılık kendini savunmak amacıyla şahsımı aradı. Yine böyle bir mart ayıydı. Kayısı çiçek ilacı dönemiydi, bizde ilaç atıyorduk ağaçlara. “Nasılsın, Ne yapıyorsun?” diye sormuş ilaçlama yaptığımı söylemiştim bende. “Kimse yok, adam bulamadım tek başıma ilaç yapıyorum başkan” deyince ben geleyim demişti. İlk başta nezaketen, laf olsun diye söylediğini düşündüm. Sonra baktım ciddi ciddi gelip benle ilaç atmayı teklif ediyor. Adamı yerden yere vurmuşuz, göğüs kafesini paramparça etmişiz, tüm Malatya Osman Güder’in akrabaları işe yerleştirdiği haberini okuyor-tartışıyor. Güder her şeye rağmen gelip bana ilaç atmayı teklif ediyordu.
Selahattin Gürkan hakkında yazdığım yazıları bir ben bilirim bir de Gürkan ekibi. Tüm yazılarım halen bende kayıtlı. İsterseniz tek tek size atabilirim. Gürkan’ı resmen cesete çeviriyorduk. Kılı kırk yarıyor, o günün şartlarında yaptığı hataları acımadan sıralıyorduk. Yazı sonunda bizi arıyor “şurda bir cümlede de bize yol göstermişsin!” diye teşekkür etmeyi ihmal etmeyen bu şehrin başkanları vardı. Onca eleştiri yazısının içinde tek bir cümle içinden cımbızlayıp teşekkür etmeyi bilecek erdemli başkanlar geçti bu şehrin sokaklarından.
Öznur Çalık’la uzun soluklu kavgalarımız çok kez yaşandı. Çevrenin, bölgenin sorunları vardı tabiki. İlk aramada telefonu açar, müsait değilse de sonra muhakkak dönerdi bize. Sorunumuzu bildirir, elinden gelirse yapardı, mümkün değilse de nedenini izah ederdi mutlaka.
Mehmet Çınar orda, Allah sağlık afiyet versin yaşıyor hâlâ. Sorun kendisine. Yeşilyurt’ta her gün bir olay patlak veriyordu. Haliyle bizde yazıyorduk. Sonuç insani profilinden, kumaşından, renginden, kişiliğinden bir gün olsun taviz vermedi. Her şey Malatya’ya yakışır ilişkiler dahilinde yürüyordu. O da biliyorduki hepimiz bu şehirde yaşıyoruz, bir gün olsun yine yüz yüze bakacağımızın farkındaydı.
Ali Bakan’a bakıyoruz başka bir alemde. Bayram Taşkın etrafındaki klikten başka hiç bir şeyi görmüyor-duymuyor. Sami Er belli ve tek bir mecraya hizmet ediyor, sadece onlara çalışıyor. Onlar dediğim kitlenin kim olduğunu herkes bilir. İlhan Geçit hoca kendini hâlâ hastanede zannediyor. Vallahi bir önceki ekiple aralarında değil dağlar, ülkeler, çöller, okyanuslar kadar mesafe var.
Bir önceki Malatya’da dümen başında bulunan ekiple aralarında ki fark pasifik kadar.
İnanın Everest minyatür bir tepecik kalır yanında.
Veya Güder’in selefi Bayram Taşkın herhangi bir vatandaşa gelip sana ilaç atayım demeye tenezzül eder mi sizce?
Vekillere ulaşmak imkansız bir amaç artık. Arayan sıradan vatandaş ise meşgule basıp kapatıyorlar veya cevap verilmez. Sami başkan hizmet edeceği kişiler ve yerler belli. Ne halkı, ne toplumu, Allah aşkına bu masaları gidin başkasına anlatın siz.
İş yapmak, sosyal ilişkileri düzenlemek, toplumu kucaklamak, şehrin marka değerine katkı sağlamak, sorunları ani bir refleksle çözmeyi hadi geçtik. Onlar zaten hepsi çoktan tedavülden kalktı. Bir öğretmen darp ediliyor, bu şehrin temel unsurları olduğunuz hiç mi aklınıza gelmez? Konuya eğilmeniz bilakis birinci elden sizin göreviniz. Bakın toplum bunu unutmaz demediniz, etrafınızda onca danışman falan filan aklı başında biri çıkıpta bu sizin göreviniz telkinin de bulunmadı mı? Bu nasıl bir çelişki?
Üstelik temsil ettiğiniz Partinin hukukuna meydan okurcasına bir cevallıkla…
Hepsi bir anda-aniden hokos-pokos diyerek kendini siyah bir örtü altında yok ettiler sihirbazlar misali.
Demek ki Allah muhafaza yarın öbür gün daha radikal bir olay yaşansa, şehirde daha fevri bir hadise meydana gelse veya yaşanan depremde bu ekip yer alsaydı halimiz nice olurdu. Veyahut biz yönetici değiliz diyerek topu direk taca atar, yine kaybolurlardı. Öğretmen darp mevzusunda olduğu gibi.
Düşünsenize bir daire başkanı eşi öğretmeni hunharca darp ediyor, görevden almaya güçleri yetmiyor; bu BİR! Konu üzerine gidemiyorlar; İKİ! İl başkanı çıkıp iki kelam etmeye cesaret edemiyor. Büyükşehir başkanı üç maymunu oynuyor; ÜÇ! Öğretmen hanımı ve ona yapılanları insafsızca yok sayıyorlar; bu da DÖRT!
Yok yok! Açıkçası galiba korkuyorlar demek. Korkmayın bu kadar, korkmayın…
Vali bey’de olmazsa demek şehri sel götürecek. İyi kötü çıktı bir basın açıklaması yaptı. Demek vali bey de açıklama yapmasaydı siyasiler mevzuyla hiç oralı olmayacaklar, aralarında ört bas edecek, kapatacaklardı. Öğretmen hanıma yapılan darp mevzusu yanına kâr kalacaktı.
Son olarak bu yazdıklarım kişisel bir mesele değil tüm şehrin bilumum kanayan bir yarası dönüştüğünü hatırlatmak isterim.
