
Angela Merkel, Barack Obama, Hillary Clinton gibi isimler görevleri bittikten sonra ciddi bir geri çekilme yaşadılar. Bu durumu birkaç farklı eksende okumak mümkündür:
a) Demokratik gelenek ve “kurumsal liderlik”:
Bu liderler, özellikle Batı’da, bireysel karizma ve mutlak güce dayalı değil; kurumsallık ve sistem içinde sınırlı yetkiyle görev yaparlar. Yani “lider” değil, sistemin “yönetici aktörleri”dir. Görevden ayrıldıktan sonra bir kenara çekilmeleri aslında sistemin “kişiselleştirilmiş liderliğe” izin vermemesiyle ilgilidir. Bu bir eksiklik değil, sistemin bir tercihi ya da sonucu olabilir.
b) Küresel sistemin doğası:
Günümüzde devlet başkanları çoğu zaman küresel sermaye, teknoloji kartelleri ve güvenlik bürokrasileri tarafından çevrelenmiş durumdadır. Karar alma süreçleri bireyden çok kolektif akıllara ya da “derin devlet / elit” yapılarına dayanır. Bu nedenle lider figürleri görevden sonra da etkin olamayabilir, çünkü zaten görevdeyken de etkileri sınırlıydı.
c) Gerçek liderlik mi, atanmış yöneticilik mi?:
Bu açıdan bakıldığında evet, Merkel ya da Obama gibi figürlerin halkla teması ve hitabet becerileri olsa da, tarihteki Atatürk, Churchill, De Gaulle, Gandi gibi kurucu veya dönüştürücü liderlerden oldukça farklı oldukları söylenebilir. Bu isimler, sistemin değil tarihin kendisinin zorladığı liderlerdi ve görevden sonra da bir “fikir ve vizyon gücü” ile var olmaya devam ettiler.
- Zelenski ve günümüz liderlerinin “yetersizliği”:
Zelenski örneği özelinde, televizyon yıldızından başkanlığa evrilen bir kariyer çizgisi, sistemin artık “gerçek liderlik” değil, “pazarlanabilir figür” aradığını gösteriyor. Bu yalnızca Ukrayna’ya özgü değil:
• İtalya’da Berlusconi,
• ABD’de Trump,
• Brezilya’da Bolsonaro,
• İngiltere’de Johnson
gibi isimler benzer biçimde “medyatik, popülist, ama sığ” profiller çizdiler. Bu da halkın liderden artık entelektüel derinlik değil; kimlik temsiliyetine, sloganlara, mizaha ve medyatikliğe yöneldiğini gösteriyor.
Bu da bizi şu soruya götürüyor:
Modern demokrasi seçkinleri değil, “ortalama bireyleri” mi iktidara taşıyor?
Evet. Artık siyaset, halkı dönüştüren değil, halka benzeyen figürleri öne çıkaran bir yapıya büründü. Bu da büyük fikir insanlarını değil; sıradan, popüler ve yönetilebilir figürleri lider yapıyor.
- Türkiye örneği: Neden Büyükerşen gibi isimler lider olmuyor?
a) Parti içi demokrasi yokluğu:
CHP ya da diğer partilerde “liyakat” değil, “sadakat” öne çıkıyor. Yılmaz Büyükerşen gibi akademik geçmişi güçlü, yönetim başarısı kanıtlanmış ama bağımsız düşünen bir ismin sistem içinde yükselmesi neredeyse imkansız.
b) Halkın talep ettiği lider profili değişti:
Toplumun genelinde karizma, bilgi, entelektüellik gibi kavramlar artık cazibe merkezi değil. Sert konuşan, kolay anlaşılır mesajlar veren, “bizden biri” gibi görünen figürler öne çıkıyor. Bu nedenle eğitimli, entelektüel lider adayları halk nezdinde ilgi görmeyebiliyor.
c) Medya ve algı yönetimi:
Günümüzde liderlik, gerçek başarıdan çok, algı ve medya yönetimiyle ilgili. Dolayısıyla halkın önüne “vizyoner” değil, “pazarlanabilir” adaylar çıkıyor.
- Vizyon düşüklüğü ve tarihsel karşılaştırma:
a) Tarihteki büyük liderler:
Atatürk, Bismarck, Gandi, Lincoln gibi liderler olağanüstü kriz dönemlerinin ürünleridir. Bu liderler:
• Sistem kurmuşlar,
• İdeoloji yaratmışlar,
• Toplumları dönüştürmüşlerdir.
b) Bugün sistem lider yaratmıyor, yöneticilik üretiyor:
Bugünün dünyasında “dönüştürücü liderlik” tehlikeli bulunuyor. Bunun yerine, süreli yöneticiler, konjonktürel figürler tercih ediliyor.
- Sonuç: Yeni çağın liderlik anlayışı
• Artık vizyon değil, uyum aranıyor.
• Fikir değil, itaat önemseniyor.
• Kurucu liderlik değil, pazarlamacı yöneticilik öne çıkıyor.
Bu yüzden gerçek anlamda fikir adamı olan bir lider ya da “ışık saçan” bir önder görmek zorlaştı. Liderler değil, sistemler çağındayız. Ve bu sistemler çoğu zaman gerçek liderlik potansiyelini ya dışlıyor ya da etkisizleştiriyor.
Bu sorunlar “liderlik türleri”, “karizmatik otorite”, “sistemin lider üretme kabiliyeti” gibi sosyolojik teorilere dayanarak açıklanabilir

Aydınlatıcı, üretken, farkındalığı farkettiren, analitik düşüncelerimizi devreye sokup canlandıran ve ufkumuzu açıp düşündüren, kendimize ve topluma katkı sunan bu ve benzer yazılarınızı okuması gerekenler okumadığı için çok üzgünüm..
Keşke troller de bu ve benzer yazıları okuyup değerlendirebilselerdi de kendileri ve okuyucuyu farkettirip zinde tutarlardı.
Emek ve üretkenliğinize, bilgilendiren bu makbul çabalarınıza takdir ve teşekkürlerimi sunarken, bir o kadar da üzgün olduğumu belirtmek isterim.
Yerel kalmanız, ulusal, hatta uluslararası arenada olmamanız beni derinden üzüyor sevgideğer kardeş. Neden farkedilmediniz de, ttrol ve vitrinlikler hep ön planda ?
Esen kalın !..
Mehmet Ali ALUÇ