İçeriğe geç

DEPREM’e DAMGASINI VURAN BİR VALİ

Mülkiye’li bir bürokratımız Malatya Valisi Seddar Yavuz’un depremde gösterdiği başarı adına…

6 Şubat tarihi kuşkusuz 11 il’i kapsayan yıkımda çekilen trajik fotoğraflar uzun bir süre hafızamızda silinmeyecek belli ki. Deprem felaketi büyük bir maddi hasar yanında, yok olan hayatlar ve kamuoyunu meşgul edecek bir çok soru işareti ardında bıraktı. 

Aynı günleri çevreleyen diğer bir başlık şehirde ki siyasi gücün yetersizliği en az deprem etkisi kadar bölgede depremi yaşayan insanları telaşlandırdı. Siyasi isimler hepsi ani bir yeti ile masaya yatırıldı, içlerinden iş görebileceklere odaklanıldı, yeterlilik gösterenler ayıklandı, adeta yeni bir hayat memat mücadelesi ile karşı karşıya kaldı yurttaşlarımız. 

Çünkü böylesine tahrip gücü yüksek bir doğa felaketini en kısa sürede ve az hasarla atlatmaya, bilakis sorunların asgari sürede çözüme kavuşturulması ancak güçlü bir omurgaya sahip siyasi erk’lerle temin ediceğini biliyordu herkes. Mesele bu!

Samimi adımların atılması gerekiyordu, bölgenin ve şehrin röntgeni çekilmeli, teşhis hızla koyulmalıydı. Derli toplu, tutarlı bir açıklamalar yapılmalıydı ve canı yanmış halktan hücum eden eleştiriler göğüslenmeliydi. 

Tam olarak tıkanıklık safhası da burada başlıyordu. Yöneticilerle halkın beklentilerinin çatışması şeklinde baş gösteren reaksiyonların anlaşılmasını kolaylaştırmak…

Halkın sorunlarına ani yorum kabiliyeti taşıyan bir merciye ihtiyaç vardı. Kocaman bir şehri oluşturan halk kitlesi elbette devlet kavramından beklentileri vardı. Kimi sağcı, kimi solcu, kimi dindar, etnik yapılar farklı… Sağcıya da, solcuya da, muhafazakar dindara da eşit davranacak, mensubu olduğu koltuğu insan ayırmaksızın; sadece depremde herkesin eşit zarar gördüğünü kabul edecek, parti ve ideolojilere takılmayan operasyonel bir toparlıyıcının el uzatması bekleniyordu. 

Vali Seddar Yavuz böyle bir zamanda aydınlığı ile doğdu şehrin üzerine. Yavuz’un Malatya’ya atanmasının kesinleştiği günlerde bazı sosyal medya sayfaları bir kaç kirli bilgiyi servis etmekten kaçınmadığı gibi… Doğrusu süreci çok iyi takip edenlerden biriydim. Henüz çiçeği burnunda valimiz şehre giriş yapmadan hakkında olumsuz bazı bilgilerin kendisinden önce bize ulaşması böyle bir acı aşamada ciddi talihsizlik olarak değerlendirmedim değil. 

Yine de anti sempatizanlığıyla ilişkili bir nitelik değil, nicelik durumunu görevine başladığında değerlendirmemiz gerektiğini, aynı zamanda bir tutum, hayat tarzı, hatta ‘kişilik’ özelliklerini burada, olay mahallinde değerlendireceğimizi de  düşündüm. 

Siyasi erk’ler hakkında elbette “kötü insanlardır” kati notunu düşmek her koşulda deprem sürecini okuyamamakla alakalı olarak değerlendirdim. 

İnsanda tarihsizlik ve zamansızlık hissi uyandıran refleksleri, kavramları, tekrarları mevcut olabilir dedim. ‘Milli bir mücadele tecelli etmeli’ söylemiyle kurduğumuz ilişki de söz konusu donukluğun bir sonucudur belki ama bu da tolere edilebilir demiştim. 

En çokta içimizi yaralayan ve siyasi iradenin ortaya koyduğu isim; şehrül emiri Sami Er’in o sıralar ard arda yaptığı talihsiz açıklamalar, depremin yaralarını sarmasını dört gözle beklediğimiz esnada selefi ile girdiği laf polemiği, açılan eski yeni defterler, genel merkeze görevini yarıda bırakıp 3 kez istifa etme isteğine karşın onun talep ettiği fesih ve veto yetkilerini kendisine vermeyi reddeden bir siyasi çıkmazla yolumuzun kesişmesiydi. 

Hadi bunlarda acemilik, gerekli zamanda siyaseti olduğu salt haliyle okuyamama, davulun sesinin sadece uzaktan hoş geldiğinin kronolojik ve kronik açmazları diyelim ve görmezden gelelim… 

Cumhurbaşkanlığının özelikle Malatya için en isabetli, istikrarlı, makamı sembolik bir doldurma eylemi sayılmayacak bir karardı Vali Seddar Yavuz tercihi. 

Çok kritik bir takvimde, hikayenin ters yüz olduğu bir zamanda, baştan sona yıkılmış şehirde sistemi en başından dönüştürüp kolaylaştıracak, iki de bir siyasiler gibi mızmızlanıp şikayet etmeyecek, siyaseti de devleti de eş zamanlı dizayn edecek, klasik vali tanımından çıkmayı göze alan, bilindik o misyonun  dışında hareketle şehre bir nefes katan nokta atışı bir karardı Seddar yavuz ismi. Yeni bir çözüm merci olarak sorunların tam merkezinde en yetkili olarak durdu. Hem siyasetin hem bürokrasinin işlevlerini yüklendi. Hem halka kapılarını açtı hem de toplumun eğer başımız sıkışırsa, dara düşersek kapısını çaldığımızda en azından bizi dinleyecek bir valimiz var serüvenini başlattı. 

Vali Seddar Yavuz şehirde ki tüm eksiklikleri biliyordu. Bir nevi siyasi otokontrol görevi de yüklenmişti iç tüzük harici valilik görevlerine. Siyasilerin yapamadığını yapacak, onların boşluklarını dolduracak, yeri geldiğinde belediye başkanlığının görevini ifa edecek bir kabiliyetle yaklaştı depreme ve olaylara. Giderilmeyi bekleyen sorunlar derhal ele alındı, en başından yorumlandı sorunlar. Sadece devleti temsilen “astığım astık-kestiğim kestik” doktrini yerine halkın sevgisi de güveni de kazanıldı süre zarfında.  

Yerel siyasiler kaynaklı iktidarın şehirde çökmüş imajını yeniden yola koyulduğu hatırlatılırken; akıllarda biriken artık “yararı olur mu?” vb soruların hepsi giderilmiş  “her şeyin üstesinden geleceğiz evvel Allah” denilen çok geniş bir yelpazede ve ayakları sağlam yere basan fikirlerin kronometresi bir daha başlatıldı. 

Seddar Yavuz ismi Malatya tarihçesine altın harflerle yazılmayı hak eden bir isim olarak çoktan yerini aldı. 

AK Parti seçmeninin yoğun yaşadığı Malatya şehrinde seçilmiş siyasiler halkın taleplerinin çoğunu ıskalarken hatta sırtlarını dönerken; Vali alacağı yüzde kaç’lık oy oranının beklentisi içinde olmadan devletin atadığı bir memur sıfatı üzerinden kararlarla makamının hakkını fazlasıyla verebileceğini vaat etti. Vali Yavuz eksiklikleri gördü ve seri-ani müdahaleler ile resmen şehrin kaderini değiştirdi. 

Velhasıl böyle çabalar siyasette olsaydı keşke, halkın seçtikleri halk itibarını artıran fotoğraflar verebilselerdi. Maalesef siyasilerin hepsi olmasa da çoğu zengin olmak haricinde ne kattı bu memlekete diye bir sualle bulunsak eminim herkes aynı şeyi düşünecektir. Lüks, varlık ve güç… Ötesi neme lazım! Siyasetçilerin bizim gibi bazı gerçekleri yazanlara öfkelenmeleri sıradan bir durum olsa gerek. Çünkü siyasetin ruhunda pofpoflanmak, alkışlanmak, böbürlenmek var. Yani valimiz sadece görevini yapmadı, fazladan fazlasını yerine getirdiği için bu köşeden bu yazıya yer vermiş olduk.

Su musluktan beyaz akar, bardakta bir hacmi kapsar. İçildiğinde yaşam kaynağına dönüşür. Temizlik için en önemli hammadde. Denizde binlerce tonluk gemileri kaldırır götürür. Olaya nerden ve nasıl baktığın önemli. Cem Yılmaz bir gösterisinde anılarını anlatırken, “Tıpta utanma yok diyorlar, iyi de bizde var” demişti; kabul, siyasette olur böyle şeyler… Utanmak var mı bilmem ama devlet ciddiyeti, devletin şerefini, haysiyetini düşünenler kıyıda köşede vardır elbet. Bizler siyasetçi değiliz ama yanlışı, doğruyu, haklı haksızı bilecek kadar aklımızda başımızda. Görüyoruz, izliyoruz, kimin ne yaptığını da biliyoruz. 

Mesela sayın Vali işi siyasilerin vicdanına terk etseydi ahalinin canı hakikaten burnunda olduğunu da buraya not düşelim. Yoksa ne siyaset kalırdı, ne verilecek sözler, ne de bir hakkaniyetlik. Her şey ayak altı olacaktı. Siyasetin kafasıyla biraz zor!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir