İçeriğe geç

Malatya’yı Tanıyamamak!

Now Tv ekranlarında yayınlanan bir dizi var, dizinin adı “yeraltı” dizide güya Mardin’li bir mafya ailesinin dışarıdan dikte edilen uyuşturucu tekeline karşı koymasını konu ediniyor. 

Normalde Tv’lerimizde yayımlanan dizileri pek izlemem ama MHP lideri Devlet Bahçeli’nin diziye atıfta bulunması üzerine sadece 2 bölümü izledim. Klasik Türk dizi konseptinde hazırlanmış, bir yapıt. 

Yani çok farklı diyebileceğimiz bir yanı yok. 

Dizi de aile Mardin’li fakat günümüzde mafya sektörü Karadenizlilerin eline geçti. 

80–90’lı yıllarda, 2000’li yılların başlarına kadar bu sektör Malatyalıların elindeydi. 

Fevzi Öz, Ayvaz Korkmaz, İzzet Avni Öztürk Ömer Lütfü Topal, Celal Ateş, Doğan Erşahin, son yeni nesil mafya babalarından Barış Buyun’a uzanan bir geçmişi var Malatyalıların. 

2000’li yıllardan itibaren eş zamanlı olarak Malatya ismi hızla sahneden çekildi. Sadece mafya alanında değil, siyaset, sanat, iş insanları açısından da Malatya ismi bir el tarafından hızla gerilere indiriliyordu. 

Bu hızlı düşüşü sanat alanında da izlerini gözlemliyorduk. Bir Fahri Kayahan, Kemal Sunal, Ahmet Kaya, İlyas Salman’ı gözlerimiz arıyor olmasına karşın yeri bir daha doldurulamıyordu. 

Hatta son dönemlerde siyasette pasif, bir vizyonları olmayan isimlere koltuk teslim edilerek var olan o güçlü karizma, yıllardan beri gelişmiş prestiji, ağır isimleri meclise göndermiş şehrin marka değeri geçen yıllar içinde sıfırın altında bir konuma ulaştı. 

Elbette İlginç olayların yaşandığı zehirli bir dönemden geçiyoruz. 

Hemen yanı başımızda, komşumuz İran’da cereyan eden bir savaş var. İki füze de topraklarımıza sirayet etti. Savaşlar kötüdür, ağırdır ve en önemlisi insan tüketicisidir. 

Tüm bu küresel sorunsalıklar içerisine şehrimizi tabiki konuşmaya devam edeceğiz. 

Siyasi tartışmalarını, devam eden hüsranlarını, deprem konutlarını, mevcut şartlarını, siyasilerin kendi dünyasında tavırları ile hikayesini konu alacağız. 

O yüzden başlığı yüzeysel tuttum. 

Şehrimizi tanıyor muyuz gerçekten? İnsanlarını, ilçelerini, kimliğini, kültürünü, siyasilerini, tarihini, psikolojisi, kayısı ürününü, omurgası ve duruşunu…

Tüm bu soruları tam anlamıyla cevap vermek için geçmiş dönemleri iyi analiz edebilme yeteneğine sahip olmalıyız. En başta bir döneme damgasını vurmuş bir şehrin bugün neden-nasıl en diplere düştüğünün fizibilite çalışması olmalı elimizde. 

Ne değişti, zaman ve şartlar mı, çağa ayak uyduramamak mı, konjuktoru ıskaladık mı, bilinçsiz politikalar mı, insanları yozlaştı mı, kültürel kodları güçlü değil miydi?

Hayır, cevabı hiç biri… Sadece şehrin bize sunduğu rehberi açıp okuma yoksunluğunda net bir hayat görüşü oluşturamadık. Hayat görüşünü oluşturmak için belli kriterlere sahip olmamız gerekiyordu. En başında da Malatya’yı tanımalıydık. 

Örnek bir Özal neden çıkarmadık bir daha, Bir İsmet Paşa’dan neden mizdaribiz, Eşref Bitlis gibi bir komutan neden bizim için imkansız oldu? 

Evet öyle bir Malatya İstiyoruz… mesela kuralları olan, güçlü, halkın duyarlı olduğu, milletin dediğinin olmasına meselesinde beni çok olgunlaştıran işlerden bir tanesi. Diğer taraftan mesela “Yeraltı” dizisi gibi gerçekten uyuşturucu tekeline karşı duran insanlar kaldı mı? Yoksa 90 yıllarda gibi kabadayı alemi de eridi, yerine gelen mafyatikler paragöz, köy kurnazı, devlete sırtını yaslayarak; kazanalım da nasıl gelirse gelsin diyenlerden mi? 

Orada, babalarımızın anlattığı Özal’ı dönemlerde ki birlik beraberlik ve Hamido’nun parlemento da gür sesinin yankılandığı o efsane günlerde, o günkü demokrasi anlayışı –yani zor değil, rıza üretmek üzerinden- zihnimde çok önemli bir yerdedir ama gel gör ki biz yeterince bu şehri tanımadığımızın kanıtı hepsi bunlar. 

Malatya’yı, siyasetini, tarihini ve bugünü okumak için geçmişi bilmek önemli: mozaiklerini, Ermenilerini, Süryani’lerini, ustalarını, el işi fazıllarını, farklı lehçelerini, örfünü-adedini…

Onun için sık sık başvurduğum bir dostum var; yaşı benden hayli büyük. Konuştuklarını başucumda tutarım sürekli. o da dün ile bugün arasında meydana gelmiş devasa çelişkiler arasında kalmış biri. İçinde öyle koca koca anılar ütopyası var ki bugün ile dünü bağdaştırmayacak kadar araya ciddi bir katı mesafe yerleştirmiş. 

Değerlerimizi de yaşatamadık. Doğanyol belediye başkanı Hakan Bay’dan da rica etmiştim oysa. Kemal Sunal köyünde (Gökçe) şahsına münhasır bir müze veya ziyaret evi yapılabilir diye. 2020 Elazığ-Sivrice depremine kadar babası Mustafa beyin evi henüz ayaktaydı. 

Başarılarıyla, ya da eksik ve aksak noktalarıyla Malatya kült bir merkez fakat biz yaşayanlar olarak tanıyamadık. 27 Mayıs devrimi, 1980 darbesi, 15 Temmuz kalkışması tarihlerinde de önemli bir dönemeç olmuş; ekonomik ve sosyal sorunların objektif ve bilimsel açıdan tartışılması ve kültürsel haklarının gereği gibi korunması bakımından yeteri kadar ilgiyi gösteremedik. 

Yeni şehir merkezinin alabora yapılarak inşa edilmesi de bunun yegane kanıtı. 

Fikri ve tarihsel kalitesi tartışmalı olmayan tek şehir Malatya. 

Her ne kadar mafya’cılığı Karadenizlilere kaptırmış olsak bile kabadayıları ile anılmak onun adına yakışır. Yüreğinde yarım kalmış bir hıçkırığın anlamı sadece keşfedilmekten-tanınmamaktan dert yanar olsa da özünde bekleyen o özgünlük, samimiyet, derin metaforları ile kafa karıştırmayacak tercihlerin adresi olarak yine o Doğunun Paris’i. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir