Tarih: 7 Mayıs 2026 Yazar: Timur İnce


Gazeteci İsmail Saymaz açıkladı, 8 milyon 500 bin kayıtlı sanal bahis oynayıcısı varmış ülkemizde. 3milyondan fazla kişi de Tc kimlik no ile giriş yaparak sanal bahis sitelerinde yer alıyorlar.
Rakamlar korkunç, nefes kesici. Her 8 kişiden 1’i bahis tuzağına düşmüş durumda. Yani ortalama 8kişilik bir aile düşünün, içlerinden biri mutlaka sanal bahisim pençeleri arasında.
Hem ürkütücü bir tablo hem de “sonumuz nereye gidiyor?” sorusunu sormadan edemiyoruz.
Konu sanal bahis değil, oynayan kişi sayısı da değil. Konu aslında dipten gelen büyük bir fırtınanın yüzeye çarpmasının en travmatik boyutu.
Peki bu fırtınanın bir adı var mı? Aslında var ama kimse görmek / bilmek / duymak istemiyor. Yöneticilerin hissizliği, duyarsızlığı, toplumdan uzak kalışları adeta mevcut fırtınayı körükledikleri çok riskli bir süreç içinde ilerlememize neden oldu.
Seçim zamanı kapı kapı gezen siyasetçilerimiz seçildikten sonra rant koşturmak, dosya takibi yapmak, ziyaret, açılış, resim vermek, ihale cennetine tabi bir iklim oluşturmaları, akçe işlerine meyilli programları toplumun içinde bulunduğu asıl duygu, motivasyonu, çıkmaz sokağı kati suretle görmeme icadı yeni konvansiyonel bir sorunu cenaze çiçeği gibi açmasına neden oldu.
Nerde bir siyasetçi var ise nedense çok zengin. İlginç değil mi? Babadan kalma bir zenginlik değil bu. Siyasete girdiği tarihle orantılı mal varlığı katlayarak artmış. İşin ilginç yanı doyumsuz bir toplum olmamız hasebiyle daha çok, biraz daha ekleyeyim, şurayı da koparayım modunda bir yol tutulmuş olmasına bağlıdır.
O yüzden bakın etrafınıza, siyasetin tadını almış olanlar ısrarla gitmiyorlar arkadaş. Kapıdan kovulan bacadan girmeye çalışıyor. Pencereden atılan tünel kazmaya başlıyor. Halkta karşılığı olmayan Ankara’da ki temaslarına sığınıyor. Koltuğa oturan kalkmamak için o koltukta elli takla atıyor.
Hemşerimiz Bendevi Palandöken“seçimler olmazsa daha iyi olurdu”söylemi bunun en bariz kanıtı.
Çünkü orası bir define, altın yumurtlayan tavuk. Hesap kitapın sorulur olmadığı dipsiz bir darphane.
“Allah daha çok versin!” diyenlerden değilim ben. Neden versin? Allah fakir fukaraya da versin biraz, az. Neden hep belli isimler ve kişilere servetini katlamakla yükümlü anlamış değiliz. Hayır, vermesin! Yada eşit versin. Hatta alın teri ile kazanılmış bir hak değilse boğazlarından ıkına ıkına gelsin.
Konuyu tekrar malum fırtınaya getirmek gerekirse:
Fırtınanın kaynağı işte tam olarak burada başlıyor. Adaletsiz kaynak dağıtımında. Onlar orada kendi çevresini, etrafındakileri, bizzat kendilerini zengin etmekle meşguliyet taşırken toplum unutuldu. İnsanlar kaderine terk edildi. Asıl konuşulması gerekenler konuşulmadı. Halk ekonomik krizin, borç yangınının, kredi kartı batağının, çocuğunun nafakasını kısmak zorunda bırakıldığı bir enkaz içinde tek başına bırakıldı.
Faturalar arasında sıkışıp kalmış, akşam sofrasına ekmek bulabilmek için şekilden şekile giren, kursağına bir azık indirmek için çabalayan, sabah ne yiyeceğiz diye düşünüp duran asıl halk kriminalize edildi böylece.
“İnsanı yaşatki devlet yaşasın” atasözünü tam buraya koymamız gerekiyor.
Ama geçerliliğini yitirmiş, demode, varsayımsal bir söz kimilerine göre.
Bir elektrik faturasını ödenmediğinde hemen gelip kesinti yapıldığını gitte milyon dolarlık siyasilere anlat.
Ekmeğin 17.5, Bir çuval un 1250, bir ton samanın 10 bin olduğunu istediğin kadar yaz, çiz, bağır, çağır ne fayda! Söyleyin anlayacak kim var?
28 bin alan bir asgari ücretlinin 25 bin kirayı nasıl ödediğinin matematikte bir karşılığını buyrun çıkın bulun!
Zavallı emekliler gitsinler hele bir Audi Long’un tekerini alabiliyorlar mı?
Köylü, toprak üreticisi zaten tamamen çöpe atıldı.
İnsanların çalışarak kazandıkları her halükarda yetmediği açıkça ortada. Cebe giren para denilen kavram piyasa da geçersiz bir hale gelmiş. Velhasıl burada alternatif gelir kapıları aralanması devreye giriyor. Tam burada sanal bahis “ben burdayım” diye bas bas bağırmağa başlıyor ellerindeki telefonlardan. “Umut fakirin ekmeğidir” sözüne istinaden belki ordan şansımız yaver gider, üç beş gelirde ay sonunu çıkarırız çaresizliğinin doğurduğu sonuç 8.5 milyonluk devasa bir kitle.
Her 8 kişiden birinin sanal bahis’e başvurmasının tam olarak nedenini; kabul etseniz de etmesenizde budur. “Çaydan giden köpüğe el atarmış.” Orda da kurt kapanı bekliyor. Sonuçta sanal bahis siteleri ustaca hazırlanmış. 10 almadan 1 vermiyor. Sonra yer yurt gidiyor elden. maaş bankalara aktarılıyor, el de avuçta olan biten de buharlaşıp yok oluyor. Bulalım ve intihar en masum bir seçenek olarak kalıyor önünde.
Hammurabi yasasında denildiği gibi, nede olsa “her koyun kendi bacağından asılır” değil mi?
Yoksa zaten zar zor ayakta kalmaya çalışan vatandaş neden götürsün keyfi cebindeki son harçlığını sanal bahis mafyasına kaptırsın. Çünkü mecbur ve bir çıkış yolu bulmayı amaçlıyor.
Lütfen insanlarımızın yaşadıklarını görün. Görün. Görün. Görün. Seçim de kapı kapı gezmeyi bilenler, asıl şimdi kapıları çalmalısınız kapılarını.

Her kesim oynuyor ne yazik
Ne yazık