İçeriğe geç

Şehrin, Toplumun, Siyasetin ‘Deprem’ İntiharı?

24 Ocak 2020 ve 6 Şubat 2023 yıkıcı depremleri üzerinden yıllar geçti. 

Çok şey konuştuk, bu köşelerden bayağı-bayağı yazdık çizdik. 

Biyolojik olarak saçmaydı. 

Çünkü toplum bilinci hiç bir alanda oturmamıştı. 

Depremler sembolik olarak yıkıcı, sosyolojik olarak travma, sadece arşivlerimizde kalacak yıkılmış bir enkaz harici hiç bir öğüt almadık. 

Sadece bilgi olarak kaldı, başlık olarak açıldı, takvim olarak yerini aldı. Bir doğa hadisesi olarak not geçti hafızalarımıza. 

6 Şubat yıl dönümü bir daha gelirken geriye dönüp baktığında insanların ne garip davranışlar sergiledikleri harici elimizde hiç bir şey yok. 

Belki de hayatın anatomisi budur. 

24 Ocak ve 6 Şubat yalnızca bir bilgiydi. Yüzleşmeyi öğrenemedik. Deprem vurunca aklımız başımıza gelmedi, yıkıp dökünce farkında olmadık, aslında kendimizi görmeliydik, görmedik. 

Ve bu süreçlerin suçu değil, doğa ananın üzerimize boca ettiği yeni durumlardan, insani yada asıl var olma görevimizin sözleşme bölümünü ıskaladığımız rolünden kaynaklanıyordu. 

Sürdürebilir yanlarımızı geliştirmek yerine her birimiz koca bir çukurda kalmış, çıkmayı, çıkma yöntemi bulmayı ne akıl ettik, nede önümüze getiren birileri var oldu. 

Depremle birlikte bir daha çöktük. 

Deprem Organizmasıyla Gelen Şehir Bilinci

İnsanlar aynı hatayı ısrarla yapmayı sürdürüyor. 

Ne olursa olsun geri adım atmayı bilmiyorlar. 

Halen çok kazanmak, daha çok elde etmeye çabası tutumundan vazgeçmedik. 

Deprem sonrası inşa ettikleri şehirler toplumsal bilinci geliştirmek yerine toplumu başka diğer doğa olaylarına karşı isyan ettiriyor, agresifleştiriyor adeta. 

Mal, mülk, ev, dükkan belki de kaybettiklerini çabucak yerine koyma yarışı bambaşka bir bilinç dayattı halk senkronizesine. 

Yöneticiler mutluluk payını yeni bir şehir yapmakla tolere ederken, halk ise yıkılan evleri yerine yeni bir ev verildiğinde her şey bittiğinin adil olduğuna ikna edildi 

“Ahh bak bu çok da kullanışlı” deprem kültürünü nasıl kullanacağımıza şaşırdık kaldık nerdeyse. 

“Maneviyat, vicdan, ahlak, erdemlik, samimiyet, liyakat” vb kavramları idam sehpasında boğazına takılan ilmekle unuttuğumuz gibi….

Daire, konut, 2+1, 3+1 kavramlarının sevdası yüksek sesle ikna etmeye uyarlı her rutinde, birisi çıkıpta “hayatınız sadece bundan ibaret değildir” demedi. 

Ama bu kabul deprem konutlarıyla birlikte inşa edilmeliydi. 

Belkide TOKİ formatında, caddeler-sokaklar taksimat yapılırken sağ duyu rezerv alanını ustalığında blok blok temeller atılmalıydı. 

İşte ilahi adaletin tecellisi diyelim ve geçelim. 

Bir deprem yüzümüz üstündeki gerçek örtüyü kaldırdı. 

Ve birden herkes şunu hatırlıyor, ev alma, konut al. “Ev alma komşu al” atasözünün evrim geçirerek tarihe karıştığı merkezde şimdi herkes konut almak için bir savaş halinde. 

Vay be bir zamanlar bizlerde her şeyi, herkesi düşünen bir muktedirlikten, sonunu düşünmeden yaptığımız onca güzellik yığınını sadece şimdi bir konut almaya programlı hale gelebiliyorduk. 

Sistemin dışına taşan hayallerimizden şehrin yapılması bitmeden aslan payı almaya düşebiliyorduk. 

Şimdi ise sadece unutuyoruz.

Hatta ‘mahcup’ olabileceğimiz dünyadan hiç ‘utandırılmaya’ taşınıyorduk birden. 

Yeni evlere taşınırken meğer başka bir safhalara taşındığımız gibi. 

Instagrama koyulan reels’lerde depremden sağ çıkanların beyin ölümünü görmemiz lazım belkide. Yaşayan kalabalıklar ikame değiş tokuşları artık bir ihtiyaç olmaktan çıktı, depremi kazanca çevirmeye dönüştürmekle gördük. 

Siyasetin Deprem Fantezisi

Tamam bizler çocuk gibi ağlayarak sızlayarak istiyoruz da, istekte bulunduklarımızın da bizde farklı kalır yanı yoktu. 

Biz mallarımızı çoğaltma yarışında kulvar zorlarken yöneticiler, hele de siyasiler radikal bir “irade” farkındalığını ortaya koymanın yoksunluğun yoksulluğunu yaşadılar. 

Çünkü toplumu sahici, duygu ve gerçekçi duygularla donatmak “asla” ajandasında yoktu kimsenin. 

Bizler depremle eş zamanlı mal-mülk bağımlısı olurken onlarda koltukta kalma bağımlısı oldular. 

Koltuktan bir kalkarsak ya bir daha oturamama tehlikesi hasıl olursa, o yüzden sokakta tertipledikleri deprem rezervi fantezisi üzerinden onlarda içerde Japon yapıştırıcı ile kıçlarına koltuk montelemekle meşgul kaldılar. 

Hepimiz deli gibi korkuyoruz bir şeylerden. Kimimiz 2+1 düşmemekten, kimimiz altımızdan koltuk ya gidersenden. 

O yüzden kimse çerçevenin dışına çıkamadı. 

Bocalayıp durduğumuz yerlerde her birimiz kendi açmaz hatalarımızla bir dönemi tarumar etmiş, depremden çok yıkıcı bir hale getirmiştik. 

24 Ocak 2020’de de böyleydi. 

6 Şubat 2023’te de…

Belki zor olacaktı ama yeni bir radikal değişimi başlatabilirdik. Sanırım işimize gelmedi. 

Halk olarakta çuvalladık, yöneticiler-siyasiler olarakta iyice dibe vurduk. 

Deprem bitti geçti, bir iki yıl içinde herkes yeni evlerine de taşınacak ama yaşadığımız depreme inat değişimi kabul etmeme intiharının zül sonuçlarını uzun yıllar vicdanla belleğimiz arasında taşıyacağız.  

Tarih bir kere koca delirmiş bir depreme rağmen dize gelmeyen toplum olarak not etti bizileri. 

Sadece yastığın altını düşündük hepimiz, başımızı koyduğumuz yastığın yüzü sıcak olsa da orası aklımıza gelmedi. 

Siyasiler koltuğun üstünü, toplum olarak biz koltuğun dört ayağı altında şeref, haysiyet, hak, hukuk değerlerini ziyan ettik. 

İşte bu yüzden şehrin manevi kodlarını tümden rafa kaldırdık bir çırpıda. Kuyumcular yeni dükkanlarında mutlu olmaz bir daha, konutlara yerleşen halk o eski manşetli günlerini göremeyecek asla. 

Deprem sonrası deprem konutları, artık bir “kurtuluş” değildir. 

Yeni bir şehir inşa edildi mevzusu hiç değil. 

İlgisiz, kopuk, değerler açısından sıfırlanmış bir hikayenin başlangıcıdır ne yazık 6 Şubat. 

Kısacası deprem de, şehir de, toplum da, siyasiler ve yöneticiler de hepsi toplu bir harakiri yaptı, sanırım iyi yaptık. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir