
Gazeteci Mahir Temur’un “kütüphane” videosunu izleyince bende kendi düşüncelerimle üzerini tamamlamak istedim.
Sami Er’in önce inkar ettiği, bir müddet kamuoyundan ısrarla gizlediği, olay basında patlak verince de en son çıkış yolu bulamadığından kameralar karşısına çıkıp “kaliteli malzeme kullandık ha” diyerek güzelleme yaptığı kütüphane için 285 milyon harcadıklarını da kendi ağzıyla nihayet deklare etmiş oldu.
Bizim Pütürge’de bir atasözü var: “gizli hamile kalan inek açıkça doğurur” diye.
İlk başta kem küm falan filan ardından kaçacak yer kalmayınca 285 milyon baklası ağzından fırladı dışarıya.
Kütüphane ile ilgili konuştukları arasında en can alıcı bölümü bana sorarsanız “kaliteli malzeme kullandık”a ayrı bir vurgu katmış olması idi. Yok bir de ikinci el pazarından malzemeden yapsaydınız. 285 milyona millet uzay mekiği yapıyor.
Çünkü ancak bari malzemeler “kalite” denilerek bu vurgunvari proje kotarılabilirdi…
Birde çay çorba muhabbeti var. Yarın koltuk değişince bunların devam edecek garantisi var mı, o da ayrı bir paradoks.
Demek ki diğer belediye çalıştaylarında kütüphane gibi ayrı bir önem sarfedilmediğinin itirafı. Sadece kütüphane’ye mahsus kaliteli malzeme kullanılmış.
Buna da eyvallah.
Elbette bir şehre kütüphane yapmak erdemliktir. Ama yanlış yere, yanlış niyetle ve yanlış zamanda yapılan kütüphane; erdem değil, algı yönetimidir. Sami Er’in Büyükşehir binasının içine kondurduğu kütüphane, Malatya’nın kültürel ihtiyacına cevap vermekten çok, siyasi sicilin üzerini örtme çabası olarak okuyamıyorsak demeki bizde de bir eksiklik var.
Hele de kütüphane için seçilen yer seçimi algının kötürüm halinin itibarsızca dışa vurumudur.
Kütüphane dediğiniz şey: günde binlerce insanın girip çıktığı bir binada değil gürültüden uzak olmalıdır.
Kardeşim kütüphane bu: siyasetten bağımsız olacağını beş yaşında ki çocuk dahi bilir.
Gençlerin özgürce girip çıkabildiği bir mekândan oluşmalıdır.
Ama siz kütüphaneyi Büyükşehir Belediyesi binasının içine yaparsanız, şu mesajı verirsiniz: “Bilgi burada ancak iktidarın gölgesinde var olabilir.”
Bu hezeyan kütüphaneyi kamusal alan olmaktan çıkarır, bürokratik bir amme vitrinine dönüştürür. “Kütüphane” adı altında siyasi vesayettin tecelli ettiği bir handikapa dönüşür.
Büyükşehir belediyesi içine yapılan kütüphanede 285 milyon gibi çok ciddi bir paranın nasıl harcandığı konusu ise başka bir yazı konusu olmalıdır.
Gerçeği bu bir kültür projesi olmayıp, vitrin süsü olduğuna defaatle gözümüze sokulduğuna göre ve böyle olduğumu bizlerde esefle biliyor, kabul ediyoruz.
Gerçekten soralım:
*Kaç öğrenci bu kütüphaneyi “kendi alanı” olarak görüyor?
*Kaç akademik çalışma buradan çıkacağını düşünüyorsunuz?
*Kaç genç burada sabahlayacak, üretecek ve tartışacak?
Cevap oldukça nettir:
Bu kütüphane yaşayan bir mekân değil, açılış fotoğrafı için hazırlanmış bir dekordan başka bir şey değil. Sami Er, kütüphaneyi bilgi için değil, kendi kişisel biyografisi için yaptığını görüyoruz.
Sami Er Malatya şehrinin hiç bir argümanına hakim değil. Şimdi durup dururken ortaya çıkan ‘bu günah çıkarma projesi’ başlı başına bir fiyasko.
Bizim Sami Er’den beklentimiz 25 yıllık belediye binası altına kütüphane yapmak değildi.
Siyasi gücünün zirvesindeyken, deprem kaynaklı devletin muslukları bölgeye akıtılırken, şehre farklı rasyonel gramerlerle yön verme imkânı varken, bütün kaynak ve imkanlar elindeyken şehri ihya etmek adına kalıcı projeler hayata geçirseydi keşke.
Başarısız bir yönetimin ardından, şehirde oluşan hayal kırıklığından sonra “Ben de bir şey yaptım” demek için 285 milyonunun etrafa saçılarak ortaya konulmuş vizyonsuzluğun diğer adıdır. Bu yüzden Sami Er samimi değil, savunmacı bir refleks ortaya koyduğunu gözlemliyoruz. Zaten Sami başkan konu ile alakalı konuşurken renk, ses tonu, mimikler ve kullandığı cümleler kendisi de iyi biliyor ki “bir çuval inciri berbat ettiğini.”
Bakın bir daha söylüyoruz: Malatya’nın derdi kitaplık değil vizyon eksikliğidir. Malatya’nın sorunu kaliteli malzemeden yapılmış birkaç raf kitap değildir. Bir salon dolusu (hareketli) masa hiç değildir
Akıldır, şehre sevgidir, doğallık ve gerçekçiliktir.
Malatya’nın bilakis sorunu:gençleri şehirde tutacak bir gelecek kurgusunun zemini hazırlanmıyorsa kütüphane çöp bir masraftan öteye gitmez. Üreten değil, bekleyen bir şehir hâline getiriliyor. Sami Er’in kütüphanesi bu derde çare olmayacak ne yazık. Çünkü vizyonsuzluğun içinden vizyon çıkmaz.
Yazımızı: kütüphane var ama ruh yok cümlesiyle son paragrafını açacağım. Evet o kütüphane 285 milyona yapıldı yapılmasına ama inanım şu şartlarda şehrin ihtiyacından değil, siyasetin mecburiyetinden ölü doğmuş bir cenindir. İçinde kitap, hareketli masalar ve kaliteli raflar olabilir ama bilgi olmayacaktır.
Bir çok kitap olabilir ama umut yoktur.
Sessizlik vardır ama derinlik yoktur.
Ve Malatya’da bu yapı, ileride şu cümleyle anılacaktır:
“Belediye binasının içinde bir kütüphane vardı; ama şehir zaten okunmuyordu.”
