İçeriğe geç

TÜRKİYE’Yİ YOK ETME DOKTİRİNİ-İRAN SAVAŞI İLE BAĞLANTISI

Türkiye Cumhuriyeti devletini yok etme, içerden kuşatma ve konsülde etmenin ilk kırılma tarihi 1993’tür. 

Bugüne değin devam eden Batı menşeli bir subliminal saldırı  düzeneği günümüzde de devam esiyor. 

Daha doğrusu 93’ü bir dönüm noktası olarak ele almalıyız. 

93 takvimi Türkiye’nin kontrolden çıkmaması için ABD destekli, muavin NATO–Gladyo’tarafından önüne çekilmiş bir takoz tarihi olarak kodlamalıyız.  

Eğer 93’ü net verilerle okuyamaz isek bugünün siyasi çıkışlarını, iran savaşını, Türkiye’nin bölgesel konjonktürünü, büyük paralarla ucuz muhalefet yapmaya konumlanmış tayfayı, Devlet Bahçeli’nin başlattığı açılım ile ekonomik kriz nedenlerini feci şekilde ıskalamışız demektir. 

“Peki 93’te ne oldu, neler yaşandı, 93 neden önemli bir kırılma noktasıdır? Sorusunu isterseniz biraz irdelemeye başlayalım. 

İşte tam burada Soner Yalçın’ın “”Saklı Seçilmişler” kitabını okumanızı önereceğim. 

En başta bu yılın ilk dört ayı içine sıkıştırılmış çok kritik 4 büyük devlet adamımızın ortadan kaldırılması ile başladı her şey. 

Önemli devlet adamlarımızın bir kaç gün hafta arayla ölümleri tesadüftür diyebilir miyiz, hayır. Bir ülkenin kaderini ele geçirmenin yegane sebepleri olursa eğer…

1-Adnan Kahveci: (5 Şubat 1993) Özal’lı yılların en önemli bir bürokratı ve devlet adamıydı. Uzun yıllar maliye bakanlığı yaptı. Her ne kadar ölümü bir kaza gibi servis edilse de kazanın bir suikast gölgesinde gerçekleştiği muhakkaktı. Vefat ettiğinde ayağındaki ayakkabı pençeliydi. Üstelik biz Malatyalıların eniştesiydi. 

2-Org. Eşref Bitlis: (17 Şubat 1993) Bitlis paşa jandarma Genel Komutanı ve orgeneraldi. Bir sonraki askeri şuarada Genel Kurmay başkanı olacağı konuşuluyordu. Bindiği uçak havada patlatıldı. Malatya Arapgir’liydi. 

3-Uğur Mumcu: (24 Ocak 1993) Gazeteci Mumcu’nun aracına konulan bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Renault 12 marka aracının bagajında bulunan Bond çantanın kayıplara karıştığı her ne kadar kamuoyu tarafından bilinmezse de çanta saldırı sonrası biri/leri tarafından alındığı kayıtlara geçecekti. Daha bir kaç gün önce emekli Albay Erdoğan Karakuş katıldığı bir Tv programında Mumcu’yu Israil’den gelen bir ekip tarafından yapıldığını, Mersin’den İsrail’e dönüş yaparken havaalanı bilgisayarlarının arızalı gösterilerek kayıtlara düşmediğini ekranlardan açık açık Türk halkıyla paylaştı. 

4- Turgut Özal: (17 Nisan 1993) vefat ettiğinde Türkiye Cumhuriyeti devleti 8’ci Cumhurbaşkanı görevindeydi. Özal vefatının zehirli bir madde ile zehirlenerek öldürüldüğü bilgisi Rusya gizli istihbarat servisi KGB raporlarında izine rastlanılacaktı. 

Tarihleri tekrar gözden geçirelim ve çok iyii düşünürek inceleyelim. Peşpeşe, sistematik şekilde, belli bir merkezden hazırlanarak düğmeye basıldığı, devletin kilit isimlerini ortadan kaldırmaya yönelik küresel bir doktrin olduğu ne kadar da apaçık ortada. 

ABD-İsrail mihver ittifakının son İran saldırısında ilk başta İran devleti yönetici ekibini ortadan kaldırmasını da tırnak içine alalım bu safhada. 

Şimdi ne söylemeye çalıştığımı anlayan anlayacaktır. 

Konumuza geri dönersek eğer; suikastlerin hemen ardından gelen koalisyonlar, Jitem, kontrgerilla faaliyetleri, GAP duraklaması ve Kemal Derviş vakası ile gelişen siyasi belirsizlik sürecini bir araya getirdiğimizde Türkiye’yi savaşsız işgal etme planının işleme şekli “pat” diye karşımıza çıkıveriyor. 

Çünkü; 

Özal’ın “büyük Türk Birliği” gibi tüm dünyaya dizayn edecek hegomanyasal projesi masanın çekmecesinde duruyordu ve proje detayları Mumcu’ya ait Bond çantada üzerinde çalışılması için tutuluyordu.Bitlis paşa PKK’nın  NATO tarafından destek gördüğünü açıkça dile getirdi. Özal Moğolistan sınırına kadar uzanan, Çin’le komşu olacak ve Çin devletiyle ticareti ön plana çıkaracak bir taslağı hayata geçirmek üzereydi. 

Suikastler ayrıca Büyük Türk birliği projesinin bertaraf edilmesi yanı sıra PKK’nın yeniden hortlaması hepsi eş zamanlı olduğunu göreceksiniz. Milyarlarca dolar PKK ile savaşta harcandığını göz önünde bulundurursak nasıl bir tuzağa sürüldüğümüzü elbet kabul buyuracaksınız. 

Ayrıca GAP projesi dünyanın 6’cı en büyük barajı olarak yapıldı. Projenin etki ve kaynak büyüklüğü ise dünyanın 2’ci en büyük projesiydi. Tamamen devletin kendi cebinden yaptığı ciddi bir konsorsiyumdu. GAP projesinin asıl görevi Şanlıurfa, Ceylanpınar, Gaziantep, Mardin ve Diyarbakır’a uzanan nerdeyse tüm Güneydoğuyu içine alacak geniş tarım arazilerini suya kavuşturmak ve tarıma dönüştürmekti. 

Hatta Özal Almanya’ya 180 çift 300 ton taşıma kabiliyetine sahip kamyon lastiği siparişi verince dönemin Alman devlet yetkilileri “acil” koduyla Avrupa’nın diğer yöneticileriyle bir toplantı düzenlerler. “Özal 3’cü dünya savaşına hazırlanıyor, bu kısa adamı derhal durdurmalıyız!”tezi çözümü ile birlikte masaya yatırılır fakat Özal savaş çıkartacak kadar küçük düşünmez, o dünyanın en büyük projesi GAP’ı yapacaktır. 

350 milyon nüfusu besleyecek kapasitede 

tarım yapılması planlanıyordu GAP’ta. 

Özal’ın ölümü ile proje kısmen durduruldu. Halbuki dünyanın en kaliteli mercimeği Mardin’de yetişirken bugün Meksika’dan mercimek ithal ediyoruz. Beş yıldır savaşta bulunan Rusya ve Ukrayna’dan buğday ile ayçiçek ithali. Büyükbaş ve küçükbaş cenneti sayılan Anadolu’ya rağmen yurt dışından farklı ülkelerden binlerce ton et ithal etmeye kadar çıtayı düşürdük. Şeker pancarı kotaya bindirildi, tütün Japon Tabacco ve Fhilip Morris’e havale edilecekti. 

“İstediğimi yapar, benden alırsan yaşamama izin veririm” formülü yok etme doktrinin sadece en iyimser parçasıydı. 

Hatırlayın Özal sonrası başörtüsü mevzusu patlak verdi. Bin yıl sürecek denilen Post-modern darbe ile sonuçlandı. Uğur Dündar’ın okul kapı önlerinde başörtüsü takan öğrencileri fişleyerek avladığı, akabinde Fadime Şahin, Müslüm Gündüz olayının yeni bir kıta keşfetmiş  fantezisi devreye geçirilerek Türkiye gündemi bambaşka bir alana dikkat kesilmesi sağlanmıştı. Fadime Şahin-Müslüm Gündüz medya tarafından aylarca köpürtülerek servis edilmesinin altında işte hepsi Türkiye Cumhuriyetinin kırılma refleksini hızlandırmaya yönelik kapsamlı PR çalışması yatıyordu. 

Siyasetin balıklama başörtüsü üzerine atlaması hem muhafazakar hem sekülerlerin karşıt yönde başörtüsünü birbirine karşı kullanmaları son yüzyılda en iştahlı bir siyasi argüman haline getirdi. 

Tüm bu puslu hava içerisinde FETÖ bir yandan güç tömerkenize etmeye başlıyor, basın yayın organlarını güçlendiriyor, devletin kılcal damarlarına sızıntıyı arttırıyor, eğitim sistemine topyekün müdahelesi ile ekonomide hatrı sayılır şirketleri aktif ediyordu. 

Şimdi parçaları toplayıp bir araya getirelim: PKK’ya kim destekledi sorusu: el cevap ABD! FETÖ nerde ortaya çıktı, okyanus ötesinden Pensilvanya’da. O da Amerika.  Fadime Şahin nereye gitti Amerika’ya. Müslüm Gündüz’ün de ilginç şekilde Amerika ile arasında sıkı bağı geçen yıllar içinde ortaya çıkacaktı. 

Yani, hikayeyi tersten ve dönüp en başından okumamız gerekiyor. ABD-İsrail mihver devletlerinin iran’a savaş açması askeri bir müdahale iken Türkiye’yi uzun yıllara yaydığı cemaat, örgütler, darbelerle işgal etme, önemli projelerimizi devre dışı bırakma, hayati ürünlerimizi kotaya bağlayarak kendi ürünlerine muhtaç kılma bir operasyondan çok yok etme potansiyeli taşır. 

Son hamle ve en ölümcül vuruşunu 15 Temmuz’da devreye geçirdi, ki; 15 Temmuz basit bir askeri çıkışma değil, TBBM meclisimizi kendi F-16 uçağımızla bombanlayacak kadar  devletin kalbine yapılmış bir suikasti. 

Bir Japon atasözü derki; Nanakorobi yaoki” (Yedi kez düş, sekiz kez kalk!) Artık bir şeyleri doğru analiz edebilmeliyiz. Onun için içerden siyasi gelişmeleri bazen başka bir gözlükten bakmayı bilmeliyiz. Son derece masumane/sıradan bir gündem başlığının altında bambaşka bir küresel projenin tasarlandığını hesap edebilmeli; aslında servis edilen, medya tarafından gündem yapılan konunun bir kaç yıl sonra devreye geçirilecek faaliyetin temel taşı indirme muhteviyatı taşıdığı ipuçlarını görebilmeliyiz. 

Mesela “başörtüsü” denilerek Türkiye’yi baştan sona format çekme organizasyonun altına bakalım. Benzer siyasi kompleksler genelde CIA gibi istihbarat merkezlerinde yada Pentagon koridorlarında hazırlanmış son derece kaotik yemlerdir. Yemi yutarsan ardından şekerin, tütünün kotaya bağlanır, GAP’ın kapısına kilit vurulur, örgütler-cemaatler harekete geçer, aykırı bir ses çıkarsa kazaya kurban gider, cemaatler holdingleşir, mercimeği Meksika’dan ithal eder, medyan onlardan aldığı emir talimatla topluma yön verir. 

İşte İran devrim muhafızlarının İsrail’e gönderdiği füzeye yapıştırdığı Erbaban postu Türkiye’ye verilmiş derin bir mesaj niteliğinden çok tarihi ve geçmişi hatırlatmadır. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir