İçeriğe geç

Mutlak Butlan Günlerinde Malatya’nın Yalnızlığı

Bir şehir düşünün, etimolojik kaynaklarda Hitit Kralı Şuppililiuma‘nın bir yoldan geçerek Aşağı Fırat boylarına indiği, dolayısıyla Malatya civarında Fırat Nehrini geçtiği kaynaklarca belgelenmektedir. 

O yüzden Hititçede “bal” anlamına gelen “Melid” demişler adına. Yaklaşık 5000 küsür yıl önce.  

Melid, 5000 yıl içinde ancak çok az bir değişimle Malatya ismine kadar evrim geçiriyor. 

Yerel dilde ben küçükken babam “ben Malti’ye yada Melati’ye giderim” derdi. 

Malatya, sonrasında sırasıyla Asur, Urartu, Med, Hurri-Mitani, Pers, Makedonya Krallığı, Kapadokya Krallığı, Selevkoslar, Dânişmendliler, Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılar, Memlûk Devleti. Pontus Krallığı, Roma ve Bizans, en son Osmanlı tarafından idare edilmiştir.

8. yüzyılda Emevîler döneminde Anadolu’da Bizans‘a karşı yapılan savaşlarda ün kazanmış, Türk ve İslam dünyasında büyük bir gazi-veli kimliğiyle yüceltilerek efsaneleşmiş tarihi ve destani bir halk kahramanı Seyit Battal Gazi’nin şehri olarak karşımıza çıkar. 

Bugünkü Eski Malatya olarak bilinen ilçe statüsündeki yerleşke Battalgazi’den adını aldığını biliriz. 

16 yüzyılın başlarına geldiğimizde ise bilgin, alim filozof ve din alimi Niyazi Mısri’nin doğduğu şehir olarak literatürlere geçer.  Gerçekten, o çağda ve sonrasında Müslümanlar tarafından da benimsenen geleneğin, alışkanlıkların dışına çıkarak Mısri’nin hakikat savunucusu durumuyla ilgili çok şey söyleyebiliriz. 

“Derman arardım derdime derdim bana derman imiş. Bürhan arardım aslıma aslım bana bürhan imiş!” Acaba ne demek istemişti Niyazi Mısri üstad?

O günün şartları, tasavvuf ilimi, yönetim şekli, sosyolojik gerekçeler ve hayat akışını göz önünde bulundurduğumuz da çok farklı anlamlar çıkartabiliriz. 

Cumhuriyet dönemine ilerlediğimizde İsmet İnönü paşa ile anılan Malatya Özal’lı yıllarla bir daha sahneye çıkıyor, Türkiye’de adeta parlayan bir yıldız gibi kuytularda parlar dururdu. Yukarı Fırat havzasında bereketli, suyu bol “bal” gibi bir şehirdi. Özal dönemine mahsus “transformasyon” süreci hayatımıza girerken, Malatya elbette Türkiye siyasetinde çok kritik bir konum elde etmişti. 

Ve tarih serüveninden bugüne uzanan Malatya şehrinin hikayesi son siyasi gelişmelerle birlikte Mutlak Butlan günlerine kadar uzanması böyle bir yazı başlığı altında birleştirdi bizi. 

Peki neydi bu mutlak, butlan? 

Adeta ülkemizin siyasetinin ortasına bomba gibi düşen kararın kodları tam olarak neyi ifade ediyordu? 

“Mutlak Butlan” aslında masum bir yargı kararı. Hukuki bir terim. Chp’nin yargı kararı sonrası bir el değiştirme düzeneğine dönüştüren maymuncuk. Türkiye’de yeni ve biraz da absürt siyasi tartışmaların başlangıcı olarakta kabul edebiliriz. CHP’lilere göre yargı darbesi. KK’ya göre adalet yerini buldu. Sokakta ki halkın kafası oldukça karışık. Çözmeye çalışıyor. Bunlar madalyonun bir yüzü. Diğer yüzünde: 21 Mayıs günü alınan Mutlak Butlan kararı ile birlikte unuttuğumuz deprem gerçeği, arıza vermiş siyasi skala, bozulmuş ekonomi, zamlar, üç harfli marketlerin sessiz darbesi, istikrar vaat etmeyen eğitim sistemi ile daha bir çok şey daha eklemeliyiz listeye. 

Fakat bize bir başlık lazımdı, onun etrafında turlayacak, kurcalamaya, hunharca didiklemeye, halk ağzıyla gündem yapmaya başladığımızda ya kaybettiklerimiz… Bilakis elimizden alınanlar… Arka pencereden kaçırdıklarımız… Bizden süratle koparılanları hiç bir zaman görmeyecek / konuşamayacaktık mesela. 

Oh ne güzel bir dünya…

Aynı suret üzerinden tarihçenin bize verdiği başka bir mesaj daha var. Diyor ki: geçmiş dönemleri derme çatma bir şekilde yeniden inşa etmek gerekirse; dün, bugün, çok yakınınızda yaşananlara bağlı vuku bulmuş hadiselerin örnekler, yeni formlar bulmak- hazırlamak gerekir. Fakat insanlarımız hem tarihe hem bugüne hazır olmadılar hiç bir zaman. O yüzden o yeni formların hepsini ıskaladık. Öyle ki daha monoton, her biri ne olup bittiğine karşı duyarsız, ruhsuz ve mekanikleşenlerini görüyoruz. 

Butlan’ın şehrimizle ilgisi ötelerden bu yöne doğru gelen bir fırtına bulutu olarak tanımlamak istiyorum. Beş, on, yirmi saat sonra vuracak, her yanı paramparça edecek bir hortum gibi. 

Biraz daha araştırınca tarihten itibaren dolu dolu bir geçmişi bulunan Malatya’nın yeni gündemsel konularla git gide o eski gücünü yitirdiği, yalnızlaştığı, zayıfladığını, direksiyonu şaftından çıktığı, bir başına  haliineden bugünün oldukça karışıklık maruziyeti elbette elimize hiç bir şey vermiyor…

Doğrusu kabul edelim ki; Malatya yalnız-yapayalnız, kimsesiz bir şehir. Tarihten sürdürdüğü o var oluş hikayesini şu günlerde tamamen terk etmiş durumda. .

İnsanlarımızınsa siyasi anlatıların bir versiyonunu zevklerine, fikirlerine, kendi konumlarına uygun bulması işine geliyor galiba. Onu benimserler. Tarihte gerçekleştiğini düşündükleri birtakım hadiselere istinaden teoriler geliştirirler. O yüzden bir şehrin yalnızlığını konuşmaya sıra gelmez.  Bende tarihten günümize uzanan özelikle çok delice siyasi çıkışlarına rağmen şehrimin yalnızlığını konuşmaya dair fikir koymak istedim ortaya. 

Onu da becerebildim mi bilemiyorum.  

Günün sonunda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. “Yalan söylemeyen siyasetçi yoktur. Kimisi az, kimisi çok yalan söyler.” Bunca siyasi bataklığın ortasında şehrimin yalnızlığını konuşmaya açmak ,aynı bataklığı ortasına entegre etmenin keşke bir de halkta karşılığı olsaydı. Ama yok ne yazık. Meseleler böylece uzar gider. 

Sözü  çok uzatmadan derhal bağlayalım; sevseniz de sevmesenizde artık nur topu gibi bir Mutlak Butlan sorunumuz var kucağımızda. En az bir kaç yıl daha su götürür bu hamuru. Kararın Türkiye geneli oluşturduğu etki ne kadar büyük olursa, taşra kentleri, kasabalarının  hissizleşmesi, yalnızlığına gömülmesi yani kaybetmesi orantı olarak daha da artacak demektir. Çünkü Ankara’da alınan kararların tesiri buralara işsizlik, zamlar, ekonomik yük, yeni vergiler, trafik cezaları şeklinde sirayet etmesini kimse düşünüyor mu acaba? Sadece merak ediyorum. Yapayalnız bir şehirdi. Mutlak Butlan sonrası iyice ruhsuzlaşacak. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir