
72 yaşında bir dostum anlatmıştı bana. 1987 yıllında o dönemin yerel basınına da düşen “TARİŞ Malatya’da kayısı alacak” haberleri sonrası bir anısını.
Bir müddet sonra Tariş şehre uğramayınca bir kaç üretici sebebini merak edip İzmir’de bulunan Tariş merkezine ulaşıyorlar. Aldıkları cevap şu “evet biz Malatya’da kayısı alımı yapacaktık fakat Malatya milletvekilleri bizi arayıp hayır siz Malatya’ya girmeyeceksiniz! Bizde alım talebimizi haliyle askıya aldık. Milletvekilleri eğer kayısı alımı yaparsanız siyasi arenada sizlerle karşı karşıya geleceğiz. Daha sonra sebebini soruyorlar bizim üreticiler, “kayısı tüccarları belli ki milletvekillerini satın almış” net açıklaması geliyor.
Aslında o gün ile bugün arasında değişen bir şey var mı şeklinde bir sualde bulunsak hepiniz çok sesli koru halinde “hayır” cevabını vereceğinizden kuşkumuz yok.
Tüccar Malatyada yıllardan beri otokratik bir sistem kurmuş, siyaseti sürekli devre dışı bırakmayı başarmış bir şekilde, canı istediğinde alım yapmış canı istemediğinde yapmamış. Canı istediğinde fiyatları yarıya düşürmüş, keyfi kaçınca da üreticiyi süründürmüş ve dip fiyatlardan kapatmış piyasayı.
50 yıldan beri süregelen sömürme mekanizması böyle işledi her daim. Tüccarın kurduğu bu karanlık ağ karşısında hiç bir siyasi ve devlet elinin gücünün yetmediği otokraside siyaset çaresiz kaldı. Çaresiz değil aslında ilgi alanına girmedi, umurunda olmadı, dert edinmedi, halkını düşünmedi, üretici yerine güçlüden yani tüccardan yana olmayı tercih etti, şehrin en katmerli-kıymetli mamülü ve tek geçim aracı olan ürünü karşısında devlet imkanlarını seferber etmek işine gelmedi.
Peki bunca yıldan beri bir ilin en değerli endüstriyel ürününü pazarlayan-vakomlayan tüccar bir yere gelebildi mi? Arpa boyu kadar ilerleyemedi. Hangi firma kurumsallaştı, hangi tüccar uluslarası arası sahada tanınır oldu, hangisi markalaşabildi? Malatya’dan toplayıp İzmir’li banker ihracatçılara vermek haricinde ne yapabildiler. Küresel düşünemedikleri için patinaj edip durdular. Hiç biri. Çünkü üretici elinden (bir nevi) zorla aldıkları ürün onları da pek adam etmedi.
Bir de madalyonun öteki yüzü var. Milletin malını türlü ayak oyunlarıyla elinden alan tüccarların kartviziti türlü skandallarla dolu. İflas edenler, Malatyadan bir daha dönmemek üzere kaçanlar, yargılananlar, FETÖ’yle iltisaklı olanlar, intihar edenler, cinayet işleyenler bölümünü şimdilik pas geçiyorum. Sayısız firma bu şekilde silindi gitti şira pazarından.
İşte bu hikayeyi iyi şekilde göz önünde bulundurmalıyız. Ve en büyük kazığı da siyaset üreticiye attı her zaman. Bunca yıl biri çıkıpta “burda ne oluyor” diye sormaz mı?
Anlayacağınız dert çok, çare-çözüm yok. Yukarıda saymış olduğumuz nedenlerden dolayı siyaset kayısıyla olan mesafesini itina ile kurudu hep. Tüccar her dönem siyasi yetkileri farklı bir teknik kullanarak kendi çarkını döndürmeye uygun hale getirdi. Bunu net şekilde söyleyebiliyoruz artık. Kimini parayla satın aldı, kimini ahbap çavuş ilişkileri üzerinden, kimini de siyasi bağlantılarıyla köşeye sıkıştırdı.
O yüzden yukarıda ki başlıkta sorulan sorunun verileri üzerinde durmaya gerek görmüyorum. Tek bir nedeni var. Tüccar burada siyasetten hem güçlü hem de onları “siz kendinize uzakta oynayın kayısıya karışmayın” diyerek kayısı üzerindeki alan ve nüfusunu genişletmeyi başarmış olduğu.
Bir dönem KAYISI BİRLİK kuruldu değil mi, üretici oldukça heyecanlanmıştı. Ürünümüz hak ettiği değeri bulacak duygularına kapıldı. Babam merhum Hamit bey’de Kayısı Birliğ’e tek bir kez kayısı verme girişiminde bulunmuştu. Akşam eve agresif bir halde döndü. Orada ki ekspertizeler “benden el altından para istediler. Şu kadar verirsen ürününü yüksek fiyata yazarız” teklifi karşısında kamyonu Kırıcılar’ın fabrikasına çekiyor. Babam hile hurda işlerinden her zaman uzak durmuştu. İster yüz katına fiyat yazsınlar razı gelmezdi.
Kayısı Birlik başına o dönem yine çapsız birini getirip yerleştirmişlerdi. Plan yok, Ar-Ge hiç yok, hiç bir pazarlama roteriği yok. Çapsız olunca Tansu Çiller hükümetinden aldığı 25 milyar hibe parasıyla rastgele topladığı kayısıları değerlendiremedi ve bir müddet sonra 3/1 fiyatına tüccarın eline teslim etmek zorunda kaldı yine. Sonuç kayısı birlik çok geçmeden iflas bayrağını çekti en yukarılara.
Passat araçların popüler olduğu o dönemde Kayısı birlik önünde, birlik çalışanlarına ait Passat şovu görenleri hayrete düşürüyordu.
Önceki mevcut siyasiler, onlardan öncekileri, ataları ve dedeleri ile bugünün mevcutları dikkat edin Malatya faydasına olacak hiç bir çalışmada yer almadılar. Hele de kayısı gibi tüm şehrin bilançosunu ilgilendiren milli bir gelir karşısında muhakkak fark etmişsinizdir asla katılım göstermediler, sanki başka bir şehrin sorumluları imiş şeklinde bir tavır ortaya koydular her zaman.
Yalansa çıkın yalandır diyebilirsiniz.
Her şey en başta bozuldu, tuz o gün koktu, biraz da hani vizyon meselesi. Şehrin sefiri Sami Er300 milyona kütüphane kurmak dururken köylünün, üreticinin yanında durmak gafletine düşer mi hiç? Veya siz öyle bir ihtimal verir misiniz? Malatya’nın tüm kaysısını bedava versen dahi yapmazlar, yapamazlar. çünkü gerçek halk onların hikayesinde yer almıyor. Onların hikayesinde küçük menfaatler, çıkarlar, bazı cemaatlere gruplara rant sağlamak, işi bitiğinde de çekip gitmek var.
İşte böyle bir Malatya’da yaşıyoruz biz.
Milletvekilleri konusuna hiç girmek istemiyorum. Mevcut Malatya milletvekililerinden hangisinin böyle bir amacı olabilir. Sorarım. Merhum Mevlüt Aslanoğlu olsaydı o da belki bir umut diyebiliriz.
İYİ PARTİ Trabzon milletvekili Yavuz Aydın bir kaç gün önce meclis kürsüsünde fındık sorunu için meclisin altını üstüne getirdi. Bizde benzer tabloyu oluşturacak kimse var mı baktım bulamadım. Anlamadım bizim siyasi yetkililer neden bu kadar sönük, hiçsiz ve de konuşmaktan acizler.
Evet ilk kayısımızı 1983’de su yerine gaz yağı içmiş, hastaneye kaldırılmış dönüşte babam 120kökü getirip ekmiştik. Öncesinde tütün üretimi yapardık. O günlerde de benzer şikayetler. 2026yıllına geldiğimizde o bilindik şikayetlerle karşılamak bir alın yazısı gibi oldu: “kayısı 5 tüccarın elinde, siyasetin tüccara gücü yetmez, işçi parası dönemlerinde-okul açılışı sezonunda bir de ekim-kasım banka ödemeleri döneminde bizim oldukça tecrübe kazanmış tüccar kayısı fiyatlarını en dibe kadar çeker.” Alıştığımız bu sözlerle büyüdük şimdi orta yaşlara geldik. Muhtemeldir ki bizim çocuklarda aynı rivayetlere ömürlerini bitirecekler.
Ne yazık siyaset bu şehri sevmedi, istemedi, doğrusu sorunlarıyla ilgilenmedi. Ve asla da ilgilenmeyecekler. Gelen üç beş kişiyi zengin edip gidecek ve bu kısır döngü en baştan alınarak tekrar yaşatılacak bizlere. Bizde kuru kuruya edebiyatını yapacağız.
