İçeriğe geç

SAMİ BAŞKAN KEŞKE İSTİFA ETSE 

Bir şehrin yönetiminden murad edilen şey: temiz bir idare, yaşanır bir çevre, özveriyle geliştirililen samimiyettir. Hepsi bu kadar basit. 

Ama Malatya siyasetinin içi ne yazık boşaltılmış halde. 

İyi bir yönetim ortaya konulduğunda halk bunu memnuniyetle karşılar. Yani iyi bir yönetimden kastımız herkesin hak ettiği refahı üretmek. Fakat siz tutar şehrin tüm imarını, yönetimini, istikrar ile bürokratik meselesini bir kütüphane üzerine kurarsanız işin rengi değişir. Halk tenkit eder, konuşur, başka yerlere çekmesi olağan bir durum haline dönüşür.

Düşünün bir yıldan beri Malatya’nın gündemi sadece bir kütüphane. Başka hiç bir yeni icraatın adı geçmiyor hiç bir yerde. 

Şimdi diyeceksiniz ki yapılan Toki konutları. Onlar belediyenin işi olmadığı gibi Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı tarafından oluşturulmuş, tüm Türkiye’de başlatılan kapsamlı bir imar projeleridir. Kaldıki Büyükşehir belediye başkanı onları da sahiplendi. Ben yaptım diyor. O değilde Murat Kurum’a ayıp olmuyor mu? Bakan yapsın etsin, bizimkilerde bedavadan sahiplensinler öyle mi? Sadece Büyükşehir belediye başkanı değil önüne gelen “benim çabamla oldu ha, ben olmasaydım görürdünüz siz…” diyerek parmak sallamak düşük miracıyla karşı karşıyayız. 

Hangi sorundan başlayacağımı bilemediğim bir yazı oldu bu. Fiyasko ile sonuçlanan kayısı festivali mi desem, yüksek paralar karşılığında getirilen sanatçıların kendilerine konser vermesi mi desem, Maski rezaleti mi, MOTAŞ düzensizlikleri, daire amirlerinin kurduğu küçük krallıklar mı, belediyelerde dönem alengirli işler mi, şehirde ki başı boşluk mu… say say bitmez. 

Sami Er iyi bir yönetim ortaya koyamadı. İyi bir yönetim yani değişen uyumu sağlayabilen bir donanımı sürekli kılmak. Bu biraz da vizyon meselesi. En başından şunu beklerdik Sami Er’den. Alacaktı eline kazmayı vuracaktı bir yerden ve “ben raylı sistemi bu şehre getireceğim” diyecekti. Ardından Beyler deresine gidecek bir kazma da oraya vuracak “ben ikinci köprüyü de inşaa edeceğim” diyecekti. Geriye ne kaldı? Malatya’nın en önemli hammaddesi: kayısı.Belediyenin kendi tesislerini kuracaktı. Öyle Esenlik gibi değil, uluslararası boyutta cevap verecek, kayısının profesyonel işlenişini sahiplenecek beynelmilel bir yapılanmaya gidilecekti. 

Bakıyoruz raylı sistem bir hayal, ulaşım Arap saçıma dönüşmüş, Esenlik şehrin en kazıkçı marketler grubu. Kayısı başlar başlamaz tüccar “şak” diye şalteri indirdi. Hemen fiyatları çekti aşağıya. Kayısı tüccarlarına bir şey diyebiliyor musunuz siz? Deme gücünüz var mı? “Sen halkın ekmeği ile oynarsan bende bu şehrin sefiri olarak olaya el koyuyorum diyebilme gibi bir donanım söz konusu mu?” Ben işletme işine gidiyorum de bakalım kayısı fiyatı düşer mi düşmez mi? Buyurun orda patronlar, hadi tek bir kelime söyleyin. Fakat gıkınız çıkmaz-çıkamaz. Çünkü Malatya siyaset bitik, kusura bakmayın siz hiç bir zaman o realiteyi yakalayamadınız. 

Fakat tüm mevzu bir kütüphaneye kilitlenmiş kalmış. Arkadaş ne kütüphaneymiş. Sabah kalk ben kütüphane yaptım. Akşam yat yine kütüphane yaptım. Gel kütüphane, git kütüphane, dön tekrar kütüphane, olmadı arkadan dolaş yine kütüphane. Önden çevir yüzünü yine kütüphane. Başka hiç bir şey yok. 

Kütüphane dediğimiz şey depremde hasar kaydı kendisi tarafından alınmış Büyükşehir binası altına tam 300 milyon paraya yakınlara peşkeş çekilmiş, kendisine yakın zengin veledlerine yeni istihdam alanı sağlayan bir entegre. Bakın kütüphane demiyorum. Entegre. Orda çalışanları bir araştırın hele kimin çocukları. Hepsi kodamanların veletleridir. 

Bir de şehirde kitap okuyacak çocuk kaldı mı diye bir soru sorsak. Ne kitabı, ne kütüphanesi, gidin işinize hele Allah aşkına!?

Şahsen ben inanmıyorum o kadar paranın oraya harcandığına. Kimbilir o paralar nereye aktarırdı. Hangi vakfa, dergaha, cemaate bağışlandı. O da başka bir parazitli soru işareti. 

Bu şehrin sorunlarının görmeme eğilimi, yaşadıkları şehirde onlara huzur ve güven içinde olduklarını hissettirebilmek, bunlarla birlikte elbette daha birçok şeyin iyi olmasını sağlamak; yani insanlarının geleceğe dair umutlarını koruyabilmek. Yılların boşa geçmediği, kaynakların boşa harcanmadığı, hak ettiklerinin küçük bir azınlık arasında paylaştırılmadığı bir ortak zemin tesis etmek. Ve tabii ortak bir gelecek kurmak. Fakat ne varki yukarıda saymış olduğumuz temel argümanlardan soyutlandığında bir kütüphane içine sıkışır kalırsınız. Harici elle tutulur bir şeyiniz olmayınca sadece etrafınızda döner durursunuz böyle. Sizi çevrelemiş yalakalardan başka kimse size inanmaz. Helal olsun demez. Görmek istemezseniz de demiyorlar zaten. 

Yoksa “şöyle büyüğüz, böyle müthişiz, öyle kararlıyız, böyle vurduğumuz yerden ses getiriyoruz” sloganlar işe yaramıyor gördüğünüz gibi. İcraat lazım. Bakın bizim halimizin vardığı yer belli. Ne şehrin ekonomik hikayesi, ne çevresel etki sistemi, ne başı bozukluk, bunları geçtik ne de tutunacak bir dal kaldı. Yani, memleket idaresinden murad edilen ne varsa bizde tükendi. 

Ulaşımdan şehrin hafızasına,  vicdandan hürriyetine, bilimum güvenden  bölgesel vizyona, depremle mücadeleye, şehrin kalkınmasından yeniden büyümeye ile  okuma-anlama becerisine kadar bütün yerel  istatistiklerde en kötüler arasına demir atmış yumaklaşmış bir haldeyiz.

Sözde “ortalık süt liman, Toki konutları ikide bir göze sokuluyor. Malatya çok heyecanlı bir şehir güya” ama var mı kütüphaneden başka gündem? Bütün o hareketler, operasyonlar, çarşılar, yapılar, esen sert rüzgarlar; Murat Kurum’un Türkiyenin bir çok iline yaydığı projenin bir parçası. Gel gör ki sizin konsept tamamen bomboş. 

Pardon kütüphane’yi unuttum. 

O halde şunu söylemekte bir beyis görmüyoruz. İSTİFA! Malum zamanımız kıymetli, şehrin geleceği çok önemli, zararın neresinden dönersek kardır. Bu durumda “İstifa edin” talebimizi sunmak en makul şey değil mi? Şehrin kârına, geleceğimizin teminatı adına, toplumun faydasına olduğunu düşündüğümüz için; belki etmeziniz-etmeyeceksiniz ama bu şartlarda herkes, her şey kaybediyor. En başında da Ak Parti şehirde kan kaybediyor. Keşke Sami Başkan bugün çıksa istifa etse. Sağlık nedenlerinden ötürü veyahut Malatya beni aşar-aştı diyerek işi yapabilen birine devretse. Bakın zarar ziyan diz boyu. Hâlâ bu memleketin cesur, gözü kara, organize olabilecek çocukları var. Yok değil. İnanın kütüphane bile pek bir işe yaramıyor artık. Ama neyse. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir